Elif Savas Felsen - Yazilar

Elif Savas Felsen - Yazilar header image 1

4 Temmuz’unuz var mı?

July 9th, 2008 · No Comments

-Sizin ülkenizde 4 Temmuz var mı?

-Neden olsun ki?

-Yani 3 Temmuz’dan sonra 5 Temmuz mu geliyor?

-…… Ha, ha, ha…

İki katlı espri diye buna deniliyor herhalde. Önce bir Amerikalı’nın bütün dünyanın dört Temmuz’u kutladığını sanması cehaletiyle başlayan espri, sizin cehaletten oynayan sinirlerinizden dolayı verdiğiniz mantık açığı ve slam dunk!

Bizim 4 Temmuz’umuz var mı hakikaten? Hepimizin ha parçalandı, ha ele geçirildi korkularıyla değil de, varlığı yerleşmiş, kesinleşmiş bir milletin çocukları olarak, ülkenin doğumgününü hep beraber partilerle, eğlencelerle kutlayabildiğimiz bir 4 Temmuz? Çocuk piyeslerinden, jimnastik hareketlerinden, askeri geçit törenlerinden ziyade, halkın bayram havasında kutladığı bir gün? Hem yok, hem de uzun zaman olacağa benzemiyor. Neyse Efendim, yemek köşesinde parçalanacak konular değil bunlar. Birgün bizim de ülkemizde mangallarla kutlayacağımız cinsten 4 Temmuz’larımız olması dileğiyle, 4 Temmuz’ları kutlu olsun!

4 Temmuz 1776, Amerika’nın İngiltere’den bağımsızlığını ilan ettigi gün. Bugün Declaration of Independence, Meclis’ten geçmiş ve baskıya yollanmış. Baskıya yollanan kopyanın basımevinde zarar görüp yoklara karıştığı tahmin ediliyor. Kimlerin imzaları olduğu belirsiz. İkinci baskısı, Meclis üyeleri tarafından imzalanmış. Başkentte, görüşe açık olan belge bu. Amerikalılar, olayın ilk yıldönümünden beri 4 Temmuz’u kutluyorlar. 1941’den beri resmi tatil. Amerika’nın varlığını kutlayan tek özel gün.

4 Temmuz 1776’da Amerika’nın nüfusu ikibuçukmilyon kişiymiş. Bugün üçyüzdörtmilyon.

Biz, tabii günün önemine uygun olarak, sabah kahvaltımızı şehrimizin davetlisi olduğumuz belediye partisinde yapacağız. Belki fazlaca erken bir saatte birkaç Margarita içeceğiz. Öğleden sonra evimize dolan dostlarla mangal yakacağız. Akşam havayi fişek gösterisi seyredeceğiz. Ertesi gün, tembel bir haftasonu günü, birgün önceden kalmış yemeklerimizi yiyeceğiz.

Amerika’nın eleştirilecek çok şeyi var. Ama ona can veren Washinton, Adams, Franklin gibi çok değerli çocuklarının önünde şapka çıkartır, kendilerine çabalarının filizlendiği bu günü en güzel yemeklerle kutlayacağıma dair söz veririm!

New York Times’dan lezzetli bir Jerk Tavuk Tarifi: (8 kişi icin)

2 adet tavuk, porsiyonluk parçalanmış. Derisi ile birlikte

1 demet doğranmış taze soğan

1 adet doğranmış küçük kuru soğan

Kuru kırmızıbiber

1 tablespoon (çorbakaşığı) taze zencefil (ginger), ince kıyılmış

6 diş sarımsak

1 tablespoon (çorbakaşığı) kuru thyme (kekiğe benzer bir çeşit ot)

2 tablespoon (çorbakaşığı) allspice (tadı karanfil, hint cevizi ve tarçına benzer bir baharat)

1 tablespoon (çorbakaşığı) soya sosu

Bolca karabiber

½ cup (yaklaşık ½ bardak) zeytinyağ

1 tablespoon (çorbakaşığı) sirke

2 lime veya limon suyu

Tavuk haricindeki bütün malzemeleri mutfak robotunda macun gibi olana kadar ezmeli. Tavukları ve sosu bir kapta iyice karıştırarak, bir gece buzdolabında bekletmeli. Mangalda veya fırında (250- 300 Fahreinheit), 40 dakika ile 1 saat arasında pişirmeli.

Afiyet, şeker.

→ No CommentsTags: Turkish Journal

Biraz rakı, biraz çikolata, çokça dostluk:

July 3rd, 2008 · No Comments

<!– /* Font Definitions */ @font-face {font-family:”Cambria Math”; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:0; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:0; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:”"; margin-top:0in; margin-right:0in; margin-bottom:10.0pt; margin-left:0in; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:”Calibri”,”sans-serif”; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-bidi-font-family:”Times New Roman”;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:10.0pt; mso-ansi-font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:10.0pt; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-hansi-font-family:Calibri;} @page Section1 {size:8.5in 11.0in; margin:1.0in 1.0in 1.0in 1.0in; mso-header-margin:.5in; mso-footer-margin:.5in; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} –>

Seneler, seneler önce, yılbaşımızı (ve geciktirilmiş balayımızı) geçirmek üzere İspanya’ya gitmiştik. Gitmeye kalkmıştık demek daha doğru. İlk denememizde beni havaalanından kapı dışarı ettiler! O zamanlar toydum, bilmiyordum. Avukatım toy değildi ama cahildi. Meğer yeşil kart, onun iddia ettiği gibi pasaport gibi birşey değilmiş. Sırf yeşil kart, bavulları toplayıp, haydin İspanya’ya demek olmuyormuş. İspanya’ya vardık, pasaport polisi yeşil kartımı bir kenara itip, pasaportumda vize aradı. Bulamayınca biz gerisin geriye… İspanyol vizesi almam bir ay kadar sürdü. Biz yine topladık bavulları, yola koyulduk.

Ben İspanya’yı çok sevmiştim. Tarihini, coğrafyasını, bir yer sorsam oralara kadar götüren yardımsever halkını.

Yılbaşı gecesi, Barselona’da bir tapas barda oturuyorduk. Ne içsek? Barmene soralım. Bir şey içmek isteriz ama İspanya’ya has birşey olsun. Değişik olsun.

Adam düşündü, düşündü. Sonra gözünde muzur bir parıltıyla, “Şundan deneyin. Ama çok serttir, kollarınız kaslanır,” deyip Brian’a gözkırptı. Küçük kadehlere renksiz bir sıvı döktü. Ben kafama diktim. Ayol, rakı bu ayol!

Sambuca, absinthe, ouzo, arak, anisette, pastis, ojen, kasra, anesone… Rakı! Akdeniz’in her köşesinde anasonlu bir çeşit içki içiliyor. Binlerce yıldır! Akdenizli’nin zamanı ağırdan alan, hayatın zevkini çıkarmasını bilen, doğanın hediyelerinden leziz yemekler yapmasını beceren milletlerine de yakışır hani. İster Fransız, ister Lübnanlı, ister Yunan, ister Türk olsun.

Ben uzun zaman, anasonlu içkilerden birşey anlamadım. Kokusuna bile dayanamazdım! Bana rakı içmeyi öğreten babamdır. Sonra ne zaman Türkiye’ye gitsem, mutfağa birlikte girer, özenle mezeler hazırlar, rakımızı açıp, geceye kayan sohbetlerimizi ederdik. Şimdilerde sağlık sebepleriyle rakı içmiyor babam. Yine sohbetlerimizi ediyoruz tabii. Ama akşamımıza rakının eşlik ettiği sofraları özlüyorum.

Rakı, Amerika’ya yakışmıyor. Belki de ben beceremedim. Oysa California ne kadar Akdeniz’imsi! Belki etrafımda seveni yok diyedir. Rakı keyfi, masada bira, şarap içilirken tek başına yapılacak iş değil. Çünkü kendine has bir ritmi var rakının. Ve tabii, kendine has yemekleri. Rakı içmenin terbiyesini bilenler, rakıyı ana yemeğin yanında içmezler. Rakı mezeyle içilir. Sıra ana yemeğe geldiğinde, rakı faslı kapanmıştır. Zaten rakı sofrasında ana yemeğe bile ne gerek vardır?

Bu kadar rakı sofrası lafından sonra, meze tarifi vereceğimi mi sandınız? O başka zamana kalsın. Sözüm olsun; topik, uskumru dolması ve hatta dalak dolması tarifleri vereyim. Yazın sıcağında dostlarla ve mezelerle demlenmek ne hoş olur. Ama bu seferlik çok sevgili bir Türk arkadaşımın doğungünü için pişirdiğim çikolatalı rakılı pay tarifini yazacağım. Aslında anisette vardı orijinal tarifte. Geleneksel bir İtalyan payıdır. Ama evde sadece rakı bulunca, yepyeni ve Türkleştirilmiş bir payımız oldu! Ne demişler? “Necessity is the mother of invention!”

Rakılı Çikolata Pay:

Bir adet pay hamuru (deep dish pie dough), marketten, hazır ve dondurulmuş alınabilir. Oda ısısına gelmesi beklemeli. Sonra pay kalıbına yaymalı, çatalla her tarafını delmeli. 400 Fahreinheit’a ısıtılmış fırında 12 dakika kadar boş olarak pişirip, mutfakta soğumaya bırakmalı.

1 cup krema (heavy cream)

10 ½ ounce bitter sweet çikolata, küçük parçalara bölünmüş

2 büyük yumurta

1 büyük yumurta sarısı

2 tablespoon şekersiz kakao (cocoa powder)

1 teaspoon anason (anise seed), dövülmüş

1 tablespoon rakı

1 fıske tarçın

Kremayı küçük bir sos tenceresinde ısıtmalı. İçine çikolatayı ekleyip, iyice karıştırmalı. Çikolata eridikten sonra ateşten almalı. Kakaoyu, anasonu, tarçını ve rakıyı eklemeli. Krema karışımı 20 dakika kadar beklettikten sonra, yumurtaları, karışımı şiddetle çırparken eklemeli. Tamamını pay hamuruna dökmeli. Önceden 375 Fahreinheit’a ısıtılmış fırında, 15- 20 dakika kadar pişirmeli. Pay tamamen kaskatı olmamalı. Üstünün puding gibi bir kabukla kaplanmış ve kendisinin de biraz katılaşmış olması yeterli.

Payı oda sıcaklığına getirmeli.

Üstü için:

1 cup pudra şekeri (confectioners’ sugar)

1 ½ tablespoon süt

2 teaspoon rakı

Malzemeleri karıştırmalı. Çatal daldırıp biraz almalı, soğumuş payın üstünde çizgi şekiller alacak şekilde gezdirmeli. Üstü sertleşince servise hazırdır.

Afiyet, şeker.

→ No CommentsTags: Turkish Journal

Yemek sadece yemek yemek değilse:

June 23rd, 2008 · No Comments

<!– /* Font Definitions */ @font-face {font-family:”Cambria Math”; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:0; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:0; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:”"; margin-top:0in; margin-right:0in; margin-bottom:10.0pt; margin-left:0in; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:”Calibri”,”sans-serif”; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-bidi-font-family:”Times New Roman”;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:10.0pt; mso-ansi-font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:10.0pt; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-hansi-font-family:Calibri;} @page Section1 {size:8.5in 11.0in; margin:1.0in 1.0in 1.0in 1.0in; mso-header-margin:.5in; mso-footer-margin:.5in; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} –>

Teyzem pilavıyla meşhurdur. Bir de baharda kuzu gömleğinden yaptığı dolmayla. Annem çok güzel mantı açar. Babamın karısının zeytinyağlıları nefistir. Babam mangalda balığın üstadıdır. Eve misafir akın ettiyse, büyük teyzem böreğiyle imdada yetişir. Rahmetli üvey dedemin puf börekleri hala dillerdedir. Bu yemekleri bu insanlardan daha iyi yapanı yoktur. Acaba?

Babaannem, Şeker Bayramı’nda kendi açtığı baklavaları sunardı. Tepsi tepsi. Ben baklava sevmezdim çocukken ama babaanemin baklavasının özel olduğunu bilirdim. Baklavası hakikaten güzeldi, hakkını vermek gerekir. Ama baklavasının tadı mıydı aldığımız tat, yoksa bayramın tadı mıydı? Anneannemin komşusu ekmek kadayıfı yapardı bayramda. Ziyaretine gidişimizi zamanlamaya çalışırdık ki, evinde sunacak kadayıf kalmasın! O kadar yavan olurdu. Ama bir sene yapmasa sağlığından, mutluluğundan şüphe ederdik. Anneannemin komşusu, bizler için bayramda ekmek kadayıfı yapan kadındı. Bayramın tatlarından biri.

Ben küçükken, konservatuvarda çok değer verilen, birkaç kitap yazmış, çok iyi bir ögretmenden solfej dersleri alırdım. Mutlaka gençti ama ben çocuktum, dolayısıyla benim için yaşlıydı. Cihangir’de bir binada, annesi, kızkardeşi ile altlı üstlü oturuyorlardı. Binaya girince mermer merdivenlerden gelen serin arapsabunu kokusu karşılardı bizi. İçi dışından görünen, dantel demir işiyle örülmüş, çok eski ve şık bir asansörü vardı. O binalardan yapmıyorlar artık İstanbul’da.

Evin içinde hep bir koşuşturmaca olurdu. Öğretmenin minik kızının peşinde koşturan bakıcı, öğrencilere görünmeden odadan odaya koşturmaya uğraşan kocası, öğrenciler, anneler, babalar… Misafir masasının süslü örtüsü yabancı kitaplardan görünmezdi. Her taraf, dünyanın binbir köşesinden alınmış heykelcikler, süslü ıvır zıvır doluydu. Geniş pencerelerden Haliç’i seyrederdim. Salonunda bir kuyruklu, bir duvar, küçük odasında bir başka duvar piyanosu. Piyano öğrencileri derslerini kuyrukluda görürlerdi, bizler duvar piyanosunda. Benden önceki öğrenci hep Bach ve Scarlatti çalışırdı. Onun sayesinde onlarca eseri, en küçük detayıyla dinleye dinleye ezber ettim.

Derse hazır olsam da, olmasam da, o evde, benim evimden çok farklı ortamda, koltukta öğrencinin sonatinasında erimek çocukluğumun en güzel anılarından biri.

Birgün, neden öyle oldu, hatırlayamıyorum, biz öğretmenimin evinde bir çeşit et yemeğinin tadına baktık. Belki de tadına bakmadık ve sadece konusu geçti… Nasıl oldu da oldu, bilemiyorum. Annem bilir ama sormak istemiyorum. Bu anı, böyle peri masalı gibi, birbirine mantık silsilesi içinde eklenmeden kalsa daha iyi. Et, ince dilimlere kesilmiş, açık kahverengimsi, yoğun bir sos içinde, ağızda dağılıveren bir nefis tattaydı. Ya da öyle anlatılmıştı.

Annem tarifini aldı, hatta eti böyle vermeyi bilen kasabın da adresini öğrendi. Bizim mahalleninkinden çok daha pahalı olan bu kasaptan, gerekli eti aldık. Annem ertesi gün, işten yorgun argın gelip yemeği yaptı. Yemeğin adı: böfstraganof.

Yani Boeuf Stroganoff. Seneler, seneler sonra, dünya yemeklerine duyduğum karşı konulmaz ilgiyi doyurmak için harıl harıl kitap çalışırken tarifini gördüm. Boeuf Stroganoff…

Dünyanın en leziz et tarifi midir? Sanmam. Ama benim için bam telime en derinden dokunanlarındandır. Çünkü rahiyası hatırımda Cihangir’le, Scarlatti’yle, arapsabunu ile piyano sesine karışmıştır. Yağmurda annemin elini tutup, dersimin tam çalışmadığım taraflarının endişesiyle içim titrerken, yine de, yine de gitmek istediğim, bulunmak istediğim o evin tadı, bu yemeğe sinmiştir.

Bef Stroganov veya Boeuf Stroganoff veya Beef Stroganoff: (4 kişi için)

1 pound top sirloin veya beef tenderloin et, ince ince şerit gibi kesilmiş

4 tablespoon tereyağ

Yarım kuru soğan, piyazlık doğranmış

Yaklaşık 1 pound mantar: portabello, chanterelle karışık olabilir veya sadece button mushroom olabilir, ince doğranmış

1 tablespoon un

½ cup etsuyu veya su (daha sulu bir sos için biraz daha fazla olabilir)

½ cup kırmızı şarap

1 tablespoon Dijon hardal

¼ cup sour cream (daha sulu bir sos için biraz daha fazla olabilir)

Tuz ve karabiber

Tereyağın yarısıyla, oda sıcaklığındaki etleri harlı ateşte pişirmeli. Çok pişirilirse sert olur. Sadece rengi değişinceye kadar pişirmek yeterli. Soğanı ve mantarı ekleyip, beş dakika daha sote etmeli, bir kenarda sıcak tutmalı.

Geri kalan tereyağı kısık ateşte eritip, içine unu serpmeli ve çatalla çabuk çabuk karıştırmalı. Karıştırmayı bırakmadan, içine etsuyu ve şarabı yavaş yavaş dökmeli. Ateşi orta hıza getirip, sosu karıştırarak biraz pişirmeli. Sos biraz kıvamlanacak. Yine çatalla çırparak hardalı ve sour cream’i, tuz ve biberi eklemeli. Et, soğan ve mantarı ekleyip birkaç dakika ısıtıp, hemen servis yapmalı.

Altında tereyağlı egg noodles’dan bir yatak üzerinde, ardından Rus usulü bir çörek ile, yanında Rus balalayka müziğiyle veya daha da iyisi, Scarlatti’yle…

Afiyet, şeker.

→ No CommentsTags: Turkish Journal

Yemek Hurafeleri

June 18th, 2008 · No Comments

<!– /* Font Definitions */ @font-face {font-family:”Cambria Math”; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:0; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:0; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:”"; margin-top:0in; margin-right:0in; margin-bottom:10.0pt; margin-left:0in; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:”Calibri”,”sans-serif”; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-bidi-font-family:”Times New Roman”;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:10.0pt; mso-ansi-font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:10.0pt; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-hansi-font-family:Calibri;} @page Section1 {size:8.5in 11.0in; margin:1.0in 1.0in 1.0in 1.0in; mso-header-margin:.5in; mso-footer-margin:.5in; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} –>

Annemle mutfakta birlikte iş yapmanın en büyük tehlikesi elden ele bıçak geçirirken ortaya çıkar! Bıçağı ya tezgaha bırakmalıyım, ya da en kötü ihtimalle eline verdiysem, bıçağa şöyle bir tü diye tükürüverip kullanmalı. Böyle bıçaklı, tuhaf itikatları olmayan insanlarla bıçak değiş tokuşu genellikle pek bir olaysız geçerken, inananlarla trafik çok daha tehlikeli ve stresli: Aman dikkat! Bıçak geliyor! Şuraya bırak! Yok, olmadı, o zaman elime ver! Tü tü tü tü!!!!

Tabii anneme, burada gayet umumi bir ortamdan faydalanarak takılıyorum. Başka hiçbir batıl itikatı olmayan bu kadın, sanırım eskilerden kalma, iki tarafın anlaşmasıyla da gayet zararsız bir hal alacak bu bıçak dansını tekrarlamaktan zevk alıyor. Bıçak dansının niyeti belli: bıçağın el değiştirirken dikkatin toplanmasını sağlamak. Tükürük ıslak olmasa da olur.

Bir başka kültürde, İngiltere’de yere bıçak düşerse, düşüren yerden almaz. Bir başkası gelene kadar beklenir, ona aldırtılır. Ya sakar birisiyse de yerler bıçak dolarsa? Acaba komşudan mı yardım istenecek?

Yere düşen bıçağa dokunmamanın pratik açıklamasını bilemiyorum. Belki bıçağı düşüren, bir süre bıçak kullanmaya nitelikli sayılmıyor. Başkasını çağırıp, herkesin önünde beceriksizliğinden dolayı utandırılması lazım! Kimbilir?

Tuz dökülürse, döken sağ eliyle bir çimdik tuzu sol omzunun üstünden arkasına atar. Bunun sebebi açık: tuz, çok uzun zaman pahalı, ender ve çok sevilen bir yiyecekti. Dökünce çok pahalı birşeyi dökmüş oluyordunuz. O sebeple bir çimdik tuzu tanrılara hediye etmek, sofraya daha bol tuz sağlanacağının bir garantisi gibiydi.

Çok mantıklı, değil mi? Tamamen uyduruyorum. Ama mantıklı! Gelinle damadın başından serpilen pirinç taneleri de bereketin sağlanması için verilen bir çeşit kurban olduğuna göre, benim tuz açıklamam da pek fena sayılmaz.

Sri Lanka’da, yağda kızarmış yiyecek yendikten sonra su içmeden sokağa fırlarsanız, peşinize kötü ruhlar takılırmış. Sri Lanka’nın sıcağını düşününce, düşünceli bir annenin uydurduğu bir hikaye gibi göründü bana.

Amerika’nın güneyinde, yılbaşında börülce pişirmenin iyi şans getirdiğini söylerler. Börülce fiyatıyla hindi fiyatını karşılaştırınca, iyi şans getirdiğine ben de inanırım!

Çin’de, elinizdeki sopalarla, karşınızdakinin sopalarına yemek geçirmek uğursuzluk sayılır. Sanırım kremasyondan sonraki dini törende elden ele geçirilen kemikleri hatırlattığı için.

Endonezya’da çocuklar çok tavuk kanadı yerlerse, birgün uzaklara seyahat edebileceklerine inanılır. Büyüklerin tavuğun iyi yerlerini yemek için uydurdukları birşey olsa gerek!

Romanya’da, tabağında yemek bırakırsan çirkin kocaya varırsın derler. Bana çocukken, bıraktığın pirinç tanesi kadar çocuğun olur derlerdi. Ben, nasıl olacak da dünyada sadece benim yüzlerce çocuğum olacak diye merak ederdim.

Bir de, Romanya’da birinden aldığınız elma ısırdığınızda bölünüverirse elmayı hemen verene geri iade etmelisiniz derler. Kötü şans getirirmiş. İkram ettiği elma, yarısı ısırılmış halde eline geri tutuşturulan kibar kişinin yüzünün girdiği hali görmek isterdim!

Türkiye’de, balıkla yoğurt yenmez derler. Balık taze değilse yoğurtla birlikte yenince zehirlermiş! İnanış, bazı Yahudiler’in yiyeceklerle ilgili kurallarından geliyor. Tabii, bayat balık yoğurtsuz da zehirler. Yüzlerce kültürün, yüzlerce leziz yoğurtlu balık tarifleri de olduğuna göre, Türkiye’de bol yoğurt yeniliyor ve bol bayat balık satın alınıyor olmalı ki, Osmanlı’nin çok kültürlü yaşayışında bu inanış, bir kültürden diğerine geçerek yer etmiş!

→ No CommentsTags: Lezzet/ Peynir Gemisi

Yangından Sonra

June 18th, 2008 · No Comments

<!– /* Font Definitions */ @font-face {font-family:”Cambria Math”; panose-1:2 4 5 3 5 4 6 3 2 4; mso-font-charset:0; mso-generic-font-family:roman; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-1610611985 1107304683 0 0 159 0;} @font-face {font-family:Calibri; panose-1:2 15 5 2 2 2 4 3 2 4; mso-font-charset:0; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:-1610611985 1073750139 0 0 159 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-unhide:no; mso-style-qformat:yes; mso-style-parent:”"; margin-top:0in; margin-right:0in; margin-bottom:10.0pt; margin-left:0in; line-height:115%; mso-pagination:widow-orphan; font-size:11.0pt; font-family:”Calibri”,”sans-serif”; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-bidi-font-family:”Times New Roman”;} .MsoChpDefault {mso-style-type:export-only; mso-default-props:yes; font-size:10.0pt; mso-ansi-font-size:10.0pt; mso-bidi-font-size:10.0pt; mso-ascii-font-family:Calibri; mso-fareast-font-family:Calibri; mso-hansi-font-family:Calibri;} @page Section1 {size:8.5in 11.0in; margin:1.0in 1.0in 1.0in 1.0in; mso-header-margin:.5in; mso-footer-margin:.5in; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} –>

Bu köşeyi her ay takip eden okuyucularıma, evimizin yangından zarar görmediğini belirterek başlamak isterim. Yangın güzelim dağlarımızı bakır dilli ejderha gibi yalayıp geçti. Şimdi o bölgeler kahverengi. Ama çabuk düzeleceğini tahmin ediyoruz. Polisin ihtarlarına rağmen evimizi terketmedik. Gece tepemizde eşekarısı gibi dönen helikopterlerin gürültüsü altında uyuduk. Ertesi gün, öğlene doğru mahallemizi yaşama açtılar.

Ertesi hafta, özlemle beklenen yağmurlar geldi. Ama ne pahasına! Yangının yolduğu tepeler, yağmura dayanamayıp çamur halinde sokaklardan sel olup aktılar. Üç gün şakır şakır yağmurun sonucu, bazı evler tahrip oldu, sokaklar diz boyu çamura bulandı. Ama bizim sokağımızın koruyucu bir meleği mi vardır, nedir, bunu da sağ sağlim atlattık! Velhasıl, yangınlar, çamurlar geçip gitti, şehrimiz eski sükunetine kavuştu.

Derken!

Derken, evimize yirmi dakika uzaklıkta, Universal Stüdyoları alevler içinde kaldı! Kara bulut yine üstümüze çöktü. Ama sanırım şu Los Angeleslılar’la Türkler’i birbirine benzeştiren, birşey olmaz, bu da geçer cinsi bir rahatlık var ki, başka şehirlerde aynı rahatlığı bulur musunuz, benzerliği sezer misiniz, bilmem. Yine otomobiller vızır vızır, restoranlar, kafeler, plajlar dolu. Hayat devam ediyor.

Los Angeles’ı son günlerde ne yangın, ne başka şey vurdu. Esas vuran benzin fiyatları. Eskiden tampon tampona trafiğin olduğu yollar şimdi boş. İnsanlar işlerine gitmeye devam ediyorlar ama gezmekten kaçınıyorlar. Amerika’da benzin fiyatları, Türkiye’dekiyle karşılaştırılamaz. Türkiye’de en ucuz fiyat burada olsa halk ayaklanırdı! Şu anda pahalı denilen paralar Türkiye’de olsa, millet bayram ederdi. Ancak sudan ucuz benzine alışık, şımarık Amerikalılar, dünya normallerine yaklaşan fiyatlar karşısında şaşkına dönmüş durumdalar. Ayakları otomobil tekerleğinden yapılma Los Angeleslı için olay daha da korkunç. Buralarda toplu taşıma yok denecek kadar az ve pratik değil. Ben, bu kadar zamandır Los Angeles’dayım, bir kez dahi otobüse, metroya binmedim. Çünkü duraklar birbirinden uzak, araçlar seyrek. Ancak iki durakta park etmiş iki otomobiliniz olacak ki bir yere varabilesiniz!

İstanbul’da bile gördüğüm jipler (hangi kent sokağını geçmek için jip lazımsa!) burada herkeste var. Hatta bu otomobiller kadın ve özellikle çocuklu kadın taşıtı sayılıyorlar. Ama herbiri benzin içen bu araçların da sonu geliyor. Fabrikalar kapatılıyor, işçiler işlerinden oluyorlar. Benzin üzerine kurulmuş ekonomilerin işi zor. Los Angeles’ın işi daha da zor!