Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

November 1st, 2004 · 1 Comment

“Einstein’ın dediği gibi “Atomun çekirdeğini parçalamak, insanın düşüncelerini değiştirmekten kolaydır.” Eşcinselliğin sapıklık olduğunu düşünenler de hala aynı kanıdalar, ki bu uzun süre devam edecek gibi. Ekranda gördüğünüz ünlü insanların konu buraya gelince her zaman eşcinsellikten uzak kaldıklarını belirtmelerinin ve bunun hastalık olduğu gibi saçma sapan söylemlerde bulunmalarının toplumun kafasındakilere ayna tuttuğunu düşünüyorum,” diyor Ugur Pullukcu ve ekliyor: “Ayşe Arman gibi bir gazeteci, eşcinsel karşıtı olan ve olmayan insanların mesajlarını köşesinde bir araya getiriyor, iki Türk’ün Almanya’da evlenmesini haber yapıyor, sonraki bir röportajında konuyu “erkeklerin bir yaştan sonra birden bire gey olmasından korktuğuna” getiriyor (Hürriyet, Pazar Eki – 19 Eylül 2004). Bu ne perhiz, ne lahana? Bence insanların gözü önünde olan kişilerin öğrenmesi gereken çok şey var…”

 

Uğur Pullukçu ve ismi bende saklı diğer bir konuk bu ayki Seksper köşemi, eşcinsellik üzerine yaptığımız röportajla benden  emanet alıyorlar. Uğur Gaygaye.com sitesinin yaratıcısı. Eşcinsellerin tanışabileceği, paylaşabilecegi, seviyeli, içerikli bir site Gaygaye.com. Diğer konuğum bir eğitimci (ismi Ali diyelim). İki farklı kişi. İki farklı şehirden, iki farklı aileden, iki farklı meslekten gelen iki farkli eşcinsel kişi. Bazı ülkelerde genç olmak zor, bazılarında yaşlı. Bazı ülkelerde zenci olmak, bazılarında beyaz, bazılarında kadın olmak zor. Bizim ülkemizde eşcinsel olmak çok zor. “İnsanlar gerçekte eşcinsel olduğumu bilseler hayatın her aşamasında aşağılanma ve fiziksel saldırıya maruz kalacağımdan %100 eminim,” diyor Ali.

 

Uğur  zehir gibi geçen okul yıllarını hatırlıyor: “Şimdi (kötü bir muameleyle) karşılaşmadım dersem işten kolayca sıyrılmış olacağım. Evet, karşılaştım. Hatta diyebilirim ki tüm ergenlik çağım sırf bu nedenle bir kabus gibi geçmiştir. Henüz kendimin farkında olmadığım okul yıllarında sınıfın ‘kötü’ karakterleri tarafından tuhaf lakaplarla anıldım. Sürekli onların tartaklamalarına ve eleştirilerine maruz kaldım. Bir ara okulu bırakmayı bile düşündüm ama bunu aileme nasıl açıklayabilirdim?”

 

Ya aileler? “Kuzenim benim gay olduğumu biliyor. Bunu tamamen doğal bir şey olarak gören ender insanlardan biri. O, zaten herkesi ne olduklarına aldırmaksızın çok sever. Moral desteğini benden hiç esirgemiyor. Dayılarımdan ikisine daha durumumu anlattım. İçlerinden biri sanki ona söylenenleri duymamış gibi davranmayı tercih ediyor ve söz açıldığında bana hala heteroseksüel evlilikten dem vuruyor. Bir diğer dayımın söylediği bir şey ise aklıma kazındı. Ona gay olduğumu söyledikten kısa bir zaman sonra konusu açıldığında “halbuki çok normal birine benziyorsun be yavrum. Bunu sakın annenle babana söyleme, bu onların sonu olur.”demişti. Sarf edilen cümleden hareketle ona kendimi daha doğrusu gay olmayı anlatamayacağıma kanaat getirerek hiç konuya girmiyorum. Annem, babam ve ablama kendimi anlatmayı çok düşündüm ama bu düşüncemi hiç hayata geçirmedim. Tepkileri ne olur kestiremiyorum doğrusu. Ama bir gün sosyal haklarımızı kazanırsak ve hayatımda da çok sevdiğim bir insan olursa; bu, hayatı paylaşmak istediğim insan diyerek dikilirdim karşılarına…” diye anlatıyor Ali. Uğur kendi değişiyle “Clark Kentcilik” oynuyor: “Aileme açılmadım. …(A)nnem bu konuda pek çok yanlış inanca/tabu’ya sahip. Üniversitede eşcinsel arkadaşlarım olduğunu söylemem bile onun aklını başından alıyor. ‘Garipsin!’ diyor. Ben de ‘Anne,’ diyorum. ‘Herkesin eşcinsel arkadaşı var. Eşcinseller her yerde. Bunun yanlış olduğunu nereden çıkarıyorsun?’ Tabii cevap veremiyor. Açılmaya cesaret edemedim bugüne kadar ama onun oğlu olduğuma göre bilmesi gerekiyor. Evet, bir anne için, hele de erkek egemen bir toplumda yetişmiş bir kadın için bu çok zor, benim için bile zordu, ama ona söylemenin en doğrusu olduğuna inanıyorum. Belki bu yazı bir bahane olur…”

 

Peki ama bir insan gay olduğunu ne zaman anlar? Ali gay olduğunu hep biliyormuş. Sokakta birlikte oynadığı arkadaşlara, babasının bazı iş arkadaşlarına ve hatta TRT’nin kapanışı sırasında İstiklal Marşı’nın yayınlanması sırasında ekrana gelen ve tören yürüyüşü yapan askerlere duyduğu ilgi daha okula başlama yaşına ermeden ona cinsel doğası hakkında bazı ipuçları vermeye başlamış. Uğur’un ortaokul yıllarından bir anısında Çeşme’de tatilde tanıştığı “o çocuk” var. Karşısına doğru dürüst biri çıksa eşcinsel olmazdı cinsinden garip inanışlara da şu cevapla son veriyor Ali: “Romantik ya da seksüel olarak heteroseksüel bir ilişkiye girmem mümkün değil. Zaten adı üzerinde bir gayim ben. Böyle bir ilişki yaşayabilecek olsam kendimi biseksüel olarak adlandırırdım. Ancak etrafımda bana aşık olan ve özel bir ilgiyle yaklaşan pek çok kız arkadaşım oldu. Ancak beklentilerine bir karşılık alamadılar haliyle.”

 

Homoseksuelliğin tabu olduğu bir toplumda, hoşlandığınız kişiye açılmak da zor olmalı… Uğur: “Zaten açılamıyorum. Hele bir de homoseksüel (of, bu laf bana çok sinir bozucu geliyor. Belki de benimle okulda sık sık HOMO diye dalga geçtikleri içindir!) olduğunu anlamadan kimseye böyle bir şey sormayı düşünemem.”

 

Ali: “Açılmıyorum. Açılabilmem için onun da gay olduğunu bilmem gerekir. Gay olduğunu bilmediğim kişileri heteroseksüel olarak varsayıp duygularımı kendime saklıyorum.  Gerçek dünyada bir gay arkadaşım yok. Muhatap olduğum insanların hepsi internette. Gaybar ya da gaylerin ağırlıklı oldukları mekanlara gitmiyorum. Yaşadığım şehirde yok zaten böylesi yerler ya da ben bilmiyorum. Gay aktivist gruplar da toplantı ve programlarını İstanbul ya da Ankara’da düzenledikleri için bu tip toplantılara katılamıyorum.  Belki böylesi gruplar içerisinde yer alsam bir ilişki yaşayabilme şansım olurdu. (…) Bu konuda açmazda olduğumu itiraf etmeliyim. Kocaman yalnızlığımı ise bunun bir bedeli olarak kabul ediyorum.”

 

İdeal sevgili? İdeal ilişki? İmkan olsa evlilik? Uğur’un esprili ve gerçekçi bir yaklaşımı var ideal sevgili konusuna: “Herkesin bir ideali var. Sarı saçlı, mavi gözlü, aklı başında, bana saygı gösteren, beni korumasını bilen… Şüphesiz bunların hiçbiri benim idealim değil. Bunların sadece birbirimizi oyalamak için uydurduğumuz şeyler olduğunu düşünüyorum. Daha ben bile bu söylediğim kriterlerin hiçbirine uymazken karşı tarafın böyle olmasını istemek haksızlık gibi geliyor.” Ali’nin cevabında ideal bir ilişki varlığına olan inancını hissediyorum: İdealimdeki ilişkiyi, hayatın acı tatlı her anını tutkulu bir sevgiyle paylaşabileceğim ve içimdeki sevgiyi hiç esirgemeden verebileceğim bir ilişki olarak tanımlardım. Bu konuda Hristiyanların kilisede ettikleri evlilik yemini iyi bir tanımlama olurdu: iyi günde ve kötü günde… Yukarıda sözünü ettiğim bir insan olursa hayatımda, elbette evlenirdim. Yalnızlık insanın üstesinden gelebileceği en zor şeylerden biri.  Ama bana öyle geliyor ki kaderim de bu. Allah benimle ve üstesinden geleceğim evelallah.

 

Allah’tan laf açılmışken, dini konular içdünyalarında çelişkilere yolaçıyor olmalı. Muhafazakar bir çevreden gelen Ali, önce kendi cinsel kimliğini hiç sorgulamaksızın reddetmiş ve bu yüzden ergenlik yılları oldukça sancılı geçmiş. “… herkesin dünya üzerinde sınava  tabi tutulduğuna ve benim sınavımın da bu olduğuna inanıyordum. Eğer bu sınavı başarıyla geçersem Allah’ın onayını alabilecektim,” diye ekliyor. Ancak sonra inanç dünyasında reform yapmaya gitmiş. “Bir noktadan sonra gitmek zorunda kaldım çünkü insan kendini inkar ederek nereye kadar gidebilir ki?(…) Kendimi kabul edişim,  nihayetinde tüm düşünce ve inanç sistemimi temelden etkiledi ve değiştirdi.(…) Allah beni olduğum gibi yaratmıştı ancak ben gerçekte olduğum insanı reddederek kendime zulmetmiş, yıllar boyunca başka hiç kimsenin bana yapamayacağı en büyük kötülüğü bizzat kendime yapmıştım.(…) Şimdi kendimi kesinlikle yanlış bulmuyor ve dünya üzerinde eşcinsel kimliğimle bulunmam gerektiğinin bilincinde olarak gay olmaktan gurur duyuyorum. Bu yeni hayatımda Allah’a olan yürekten inancım ve sonsuz sevgim yaşamımın temel taşını oluşturuyor. Ancak herhangi bir dinin ne dediğine aldırmıyorum.” Uğur Kur’an’da şehvetin genel olarak günah sayıldığından bahsederek, aynı şeyin kadın ve erkek için de geçerli olduğu ve kendisinin bunu eşcinsellere özel bir durum olarak kabul etmediğini söylüyor.

 

Cinsel tercihleri oy verdikleri parti seçiminde büyük rol oynamalı ama Uğur’un da dediği gibi “Eşcinsellerin haklarını ön plana çıkaran bir parti yok ki kararımı etkilesin!” Ayrıca hayvan haklarını tüzüklerine alıp eşcinselleri görmezden gelen partilerin isim ve amblemlerinde yer alan  adalet kavramlarının trajikomikliğine dikkat çekiyor Ali. “Hükümetler bizi görmezden geliyor ve sosyal haklarımız gündeme getirilmiyor. Seçim zamanı tüzüklerine alma gereği duymuyorlar. Avrupa Birliği uyum yasalarında bile gündemde değildik. Eşcinsel evlilikler ve bu evliliklerden doğacak sosyal hakları geçtik, yeni TCK’da yer alacak olan cinsel yönelim ibaresi bile Adalet bakanının girişimiyle taslaktan çıkartıldı.”

 

 

İki konuğumuz da eşcinsellerin seks hayatlarının heterolardan daha renkli olduğu inancını yalanlıyor. Ama kendini heterodan sayan erkeklerin sebebi anlaşılmaz şekilde İnternet’te gay chat odalarını doldurduklarını söylemekten de geri durmuyorlar. “İnternetin hayatımıza girmesiyle birlikte yeni bir gay kültürü doğuyor ama bu çok yoz ve medeni olmayan bir kültür. Seks pazarı bu. Evli, çoluk çocuk sahibi pek çok heteroseksüel erkek, internette gay chat odalarından kendilerine seks partneri ayarlıyor. Sorsanız eşcinsel değilim der bu insanlar. Hanımlar eğer eşleri bilgisayar başında kendileriyle olduğundan daha çok vakit geçiriyorsa dikkatli olsunlar! (…) erkeklerin gaylere bakış açısı: Kolayca ayarlanan seks köleleri, üstelik bedava …” diyerek hayıflanıyor Ali.

 

 

Türkiye’nin Bülent Ersoy’u, “Sanat Güneşi” Zeki Müren’i ve daha birçok homoseksüel yıldızı var ama gündelik hayatta homoseksüellik aşağılanıyor. Bu ikilem benim konuklarımın da kafalarını meşgul eden bir konu.

 

“Neden?” diye soruyor Uğur. Ve cevabını kendisi veriyor: “çünkü ataerkil bir toplumda yaşıyoruz. Aileler “hala” erkek evlatları olması için mücadele ediyorlar. “Erkek adamın erkek evladı olur.” Kadınlar kadınlıklarının farkında bile değiller. Kendi erkek çocuklarını bile aynı bilinçle yetiştiriyorlar: “Aman kadın gibi olma sakın”, “erkek gibi otur bakayım”, “erkekler ağlamaz”… Alt tarafı penisin ucundaki bir deri parçası gittiği için davullu zurnalı şenlikler yapılıyor, çocuk bir padişah gibi giydirilip, “erkekliğe ilk adımını attın” diye avutuluyor! Zavallı çocuk da buna inanıyor. “Erkek oldun” deniyor. (Ben olmadım mı yani?) (…) Özetle toplumda ne kadınlar kadın olabiliyor ne de erkekler erkek. Hepimiz varolduğumuz gibi olabilseydik eşcinseller için de bir sorun olmayacaktı. Erkeklerin “erkek” olduklarını gösterebilmeleri için kanıtlara ihtiyaçları var. “Pipilerini kesmek”, “askere gitmek”, “yeri geldi mi kadını dövmek”, “maço olmak”, “arkada laf bırakmamak”, “eşini birkaç kadınla aldatmak”, “bolca çocuk yapıp erkekliğini cümle aleme kanıtlamak” gerek. Yani düşünün bir erkeğin erkek olabilmesi bu ülkede ne kadar zor. Varın siz bizim halimizi düşünün.” Ali’nin çok haklı şikayetleri var toplumumuzdan: “Homoseksüel deyince insanların aklında beliren görüntü hep aynı. Kadınsı tavırlar sergileyen nonoş erkek. Sakallı bıyıklı tamamen maskülen olan bir erkeğin gay olabileceğini kimse aklına bile getirmez ülkemizde. İnsanımız cinsel yönelim konusunda çok cahil. Heteroseksüel, biseksüel, transseksüel ne anlama geliyor bilmiyor. Kadınsı eğilimleri olan ya da cinsiyet değiştiren insanları eşcinsel olarak kabul ediyor. Oysa homoseksüellik ve transseksüellik  aynı şey değil. Pek çok alanda olduğu gibi cinsel yönelim konusunda da tam bir kavram kargaşası var. Tıp eşcinselliğin bir tercih meselesi, (ya da) bir hastalık olmadığını söylüyor ama insanlar yine de kalıplaşmış bilgilerini korumaya devam ediyorlar. Bizim adımıza konuşanlar bizi sapık olarak yargılayan heteroseksüeller. Bunların bizim adımıza konuşup bizi yargılayabilmeleri için bizim gibi hissedebilme kapasitesine sahip olmaları gerekir. Hangisi sahip buna! Eşcinsellere hoşgörüyle yaklaştıklarınýı söyleyenler ise tercih meselesi deyip çıkıyorlar işin içinden. Sormak istiyorum acaba hayatlarımızın hangi döneminde bizlere tercih formları dağıtılıp cinsel yönelimimiz belirlenmek isteniyor? Heteroseksüeller doğru tercihlerini nasıl ve hangi içgüdülerine dayanarak yapmışlar da biz hilkat garibeleri yanlış şıkkı işaretleyerek kendimizi lanetleme yoluna gitmişiz?”

 

Bence eşcinsellerin “eşcinsel” olduklarının farkında olmamaları, en fazla rastlanan seksüel problem” diyor Uğur. “Böyle biriyle tanışıp seksüel tercihini sorduğunuzda genelde biseksüel cevabı alırsınız. Belki hayatında bir kızla bile birlikte olmamıştır ancak biseksüel olduğunu iddia eder, ya da öyle olduğuna kendini inandırmıştır. Bunu tabii ki bir savunma mekanizması yapıyorlar kendilerine. Yani biseksüelim diyerek heteroseksüelliğe, yani NORMALLİĞE açık kapı bırakıyorlar. Eşcinsel olduklarını söylemeye korkuyorlar. Ki genelde aktif/pasif durumlarını sorarsanız kocaman bir AKTİF cevabı alırsınız. Bence “BEN YALNIZ AKTİFİM” demek, “ERKEĞİM… MAÇOYUM vs.” demekten farksız. Çünkü PASİF’lik bilinçaltında kadınlığa, aşağılanmaya daha yakın bir durum. Yani tabular burada da işliyor. İşin bir başka yanı da eşcinsel erkeklerin büyük bir çoğunluğu heteroseksüel kadınlarla evli. Bence bu tam Seksper’in açıklayabileceği bir şey!”

 

Sevgili Uğur seksperlik konusunda bana fazla güveniyor! Konunun özü, heteroseksüel kadınların neden eşcinsellere dayanışma elini uzatması gerektiği, neden başımızı çevirip görmezden gelemeyecegimiz kendisinin son sözlerinde gizli. Ne zaman ki vajinalı insan olmak ikinci sınıf sayılma sebebi olmaktan çıkacak, o zaman eşcinseller de kadınlarla birlikte hakettikleri saygıdeğer yeri bulacaklar toplumda. Gay erkekler aşağı cinsin yaşamını seçmiş erkekliğin yüzkarası engelliler, gay kadınlar hadlerini bilmeyip er kişiye özenmiş sapkınlar olarak algılanmayacaklar. Yani kadınlar ve eşcinseller, bizler haklarımız davasında göbeklerimizden bağlıyız birbirimize. Birbirimizsiz eşitlik yok bu güneş altında.

Tags: Elele/ Seksper

1 response so far ↓

  • 1 serkan // Dec 10, 2008 at 1:02 pm

    Gerçekten size gıpta ediyorum.

Leave a Comment