Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

May 1st, 2004 · No Comments

Sevgili Eleleliler,

New York’ta bugün yağmurlu bir hava var…

Genç kızlığımdan beri evimizden hiç eksik olmayan Elele Dergisi Ailesi’ne katılmaktan duyduğum mutluluk ve heyecanla okurların önüne ilk kez çıkarken, kendimi nasıl tanıtayım diye uzun bir süre kara kara düşündükten sonra, sohbetin ortasına havadan sudan bahsederek atlayıvermeye karar verdim!

New York’ta bugün yağmurlu bir hava var… İki kedim ve eşimle paylastığım daireye normal günde bile pek ışık sızmaz. Bugün iyice karanlık… Ama ben kapalı havayı severim. Hele New York’un yaz sıcağında güneşten eriyen kaldırımlarına ayakkabılarımın topuklarının yapıştığını, tiyatroların, konser salonlarının yaz uykusuna yatıp beni sinema salonlarında en klişe Hollywood filmleriyle kaderime terkettiklerini söylersem, yaza karşı duyduğum antipatiye siz de hak verirsiniz. Bu yıl uzun süren karlı kış yine New Yorklular’ın hızını kesmeyi beceremedi. Paltolarımızın içinde, soğuktan nefesimizi gördüğümüz küçük tiyatrolarda oyunlar seyrettik, dizlerimize kadar battığımız donmuş çamurdan kendimizi korumak için şehrin ortasinda ayaklarimizda dağcı botlarıyla dolandık, öfledik, pöfledik ama işlerimize, barlarımıza, müzelerimize gittik. Yine de hemşehrilerimin güneşli günleri nasıl iple çektiklerini renklenen kıyafetlerinden ve ıslak da olsa oturmaya kararlı oldukları park sıralarını doldurmalarından anlıyorum. Hatta bugün birkaç kişinin şortla koşuya çıktığını gördüğüme yemin edebilirim! Aylardır kaldırımda köpeklerinin tuvalet ihtiyaçlarını gidermelerini tir tir titreyerek bekleyen komşularım, şimdi pencereme yeni koyduğum bitkileri fark edecek kadar sokak hayatına dönmüş durumdalar.

New York’un sokak hayatını küçümsemeyiniz. Amerika’nin en büyük yaya şehri New York’ta otomobil sahibi olana şehir dışından gelmiş muamelesi yapılıyor! Evinizin hemen köşesinde 24 saat açık pizzacı, market, hatta çamaşırhane varsa ve metroya yürümeniz Manhattan‘ın en sapa sokağından bile en fazla on dakikanızı alıyorsa, otomobil sahibi olmak hakikaten gereksiz bir yük.

Manhattan, New York (resmi adıyla New York City) şehrini oluşturan 5 bölgeden biri. Şehrin ekonomik ve kültürel kalbi Manhattan’da atıyor. Samimi fikrimi sorarsanız; New York, Manhattan ve tüm diğer semtleriyle oldukça çirkin derim. Arada sıkışıp kalmış birkaç zarif dört-beş katlı (brownstone denen) bina ve Central Park gibi olağanüstü bir şehir parkı var. Ama New York’ta ada üstünde yaşadığınızı hissetmenize imkan yok. Şehrin sırtı suya dönük, sanki küs. Suyun kıyısı tersanelerle, belli bir saatten sonra farelere ve evsizlere terkedilen karanlık caddelerle doluyken, en lüks semtler Central Park’tan başka hiçbir manzarası olmayan birkaç sokağa toplaşmış durumda. Başınızı kaldırıp gökdelenlerin ince işçiliğini görmezseniz, kendinizi bir beton ormanının içinde hapsolmuş hissedersiniz. O zaman soracaksınız: New York’ta beni cezbeden nedir? Sanat. Kültür. Tolerans. Binbir çeşit milletten insan. Binbir çeşit milletin lezzetinden restoranlar. Sizinle yazılarımda paylaşmak istediğim New York böyle kişisel bir New York. Doğma, büyüme İstanbullu olan bir kadının karmaşaya olan tiryakiliğini anca paklayacak bir deli şehir.

Daha size, yeni açılan Time Warner Alış Veriş Merkezi’nde, fahiş fiyatlardan dolayı kimsenin hiçbirşey alamadan sergi dolaşır gibi lüks mağazaları dolanıp, vitrinde gördükleri 3bin Dolarlık el çantasını birbirlerine tarif etmelerini, eleştirmenlerin dişleriyle parça parça etmeyi gelenek haline getirdikleri ve bu sene çok az iyi sanatçının katılımıyla beni de biraz hüsrana uğratan Armory Sanat Show’u, evimizin iki sokak aşağısındaki gotik kilisenin önünde film aktorü Dan Aykroyd’u (1984’te çekilen Hayalet Avcıları, gösterime Mart ayında giren 50 Kere İlk Öpücük) küçük kızıyla konuşurken gördüğümü, içinde bizzat şarkı söylediğim bir kısa metrajlı korku filminin biletlerinin yok sattığını anlatamadan yerim bitti! Bir dahaki sefere… Ama yaklaşık 5 ay sonra aileme katılacak bir bireyden bahsetmeden yazımı bitiremeyeceğim. Doktorumun henüz daha 15 buçuk santim olduğuna beni inandırmaya çalıştığı, ama aylardır yaptığı boyundan büyük kaprisleriyle bana kök söktüren, sonogramda ise her nasılsa pek uslu poz vermeyi beceren bu ufaklıkla Eylül ayının başlarında tanışacağız. Ailemden ailenize sevgiler!

New Yorkça:

New York’u New York yapan, şehrin kendisine Amerika’nın diğer şehirlerinden ne denli farklı bir karakter yaratmış olduğu. New Yorklu’nun yedikleri, dedikleri, giyinişi, hayata bakışı ve hatta yürüyüşü bile diğer şehirlerden apayrı. New Yorkça, bundan böyle size bir metropolün ruhuna giden yolda rehber olacak. Küçük bir uyarı: Bazı argo sözleri kendi milletinden birisinden duymak normal gelir de, aksanı, giyinişi ve boynunda sallanan fotoğraf makinasıyla turist olduğu pek belli biri tarafından söylenince aynı söz can yakar. Yolunuz New York’a düşerse, New Yorkça’da yer alacak olan bazı konuşma tarzlarını kendiniz kullanarak değil, New Yorklu’nun ağzından yakalayarak pop-kültür zevkinizi tatmin etmenizi tavsiye ederim. Tabii çıkacak tartışmanın altından kalkabilecek kadar İngilizceniz (veya veya kol kuvvetiniz!) varsa, o zaman: Hodri meydan!

Aaa yu tookin’ du mi? (Are you talking to me?) Dikkatle dinlerseniz, New Yorklu’nun r harfleriyle (ve hatta daha birçok harfle) arasının pek hoş olmadığını farkedersiniz. Kabaca “bana mı diyon l@*.%n!” şeklinde tercüme edebileceğim bu cümleyi hakkını vererek söylemek icin çenenizi yukarı kaldırıp, dudaklarınızı öne ittirmeniz, aynı esnada kaşlarınızın altından bakış fırlatmanız ve parmaklarınızı açarak sanki sıcaktan kendinizi yelliyormuş gibi iki elinizi birden göğsünüze doğru sallayıp ani fren yaptırmanız gerekiyor. Karşılıklı iki rakibin, başka söze gerek kalmadan bu cümleyi defalarca birbirine söylediğine tanık olmak mümkündür.

Bu restoranda yemek lazım:

Rolf’s: Her mevsimin bir festival olduğu, binlerce, ama binlerce süsten duvarların ve tavanın görünmediği bu Alman restoranında, yılbaşı ağacının yanıbaşında değil, tam içinde yiyormuşsunuz gibi bir hisse kapılacaksınız. Baharda gelin, çiçeklere bezenin! Ördek, domuz, sosis, lahana, patates spesiyalleri, çeşit çeşit bira, sıcak şarap ve sonunda bir adedi 6 kişiye yetecek büyüklükte kek dilimleri. 5 üzerinden lezzet: 4, fiyat: 3, porsiyon: 5 dekor: 5, servis: 3

Seçmece Sanat:

Metropolitan Operası, Don Giovanni ve iki Wagner operasıyla bu bahar nefes kesiyor. Bu sezon hem sahneyi bildik repertuar eserlerinde yıldızlarla donatan, hem de dünyada az sahnelenen birkaç mücevher operayla seyircilere tarihi anlar yaşatan topluluk, Genel Sanat Yönetmeni’nin emekliliğe hazırlanıyor olmasından sarsılmışa pek benzemiyor. Özellikle Neil Shicoff’un, Halevy’nin La Juive Operası’nda tüylerimi diken diken ettiğini itiraf etmeliyim. Rol, Metropolitan’da en son Caruso tarafından seslendirilmiş. Hayranlarına duyurulur: Domingo, Maça Kızı Operası’nda hala şakıyor…

Ciddi ve Gayri Ciddi İstatistikler:

New York’ta acil imdat telefonu yılda 11,5 milyon kere aranıyor.

 

Tags: New York Günlükleri

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment