Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Acıdan Haber:

April 6th, 2009 · 1 Comment

Geçenlerde okuduğum bir yemek kültürü magazinindeki habere göre, dünya yüzünde daha fazla insan, daha acı biber yeme yolundaymış. Yazar, fenomenin ekonomi gibi, kültürlerin de artık ülke sınırı tanımamasından kaynaklandığını düşünüyor. Kısacası, globalleşme! Ekonomide olduğu kadar, kültür ve özellikle de yemek kültüründe globalleşme. Biberde globalleşme!

Globalleşmenin bir tatlı, bir acı yanı var. Acı yanı, en ücra ülkeyi bile saran McDonald’s ve Starbucks’lar. Tatlı yanı, zamanın hayat tarzına uyum sağlayan modern ekonomi hacılarının, evlerindeki kültürü de yanlarında taşımaları. Bir milleti anlamanın yollarından biri de yemek kültürü değil mi? Bu millet sokakta ne kadar çok yer, ayaküstü ne yer, yemek yeme usulü ağırdan mıdır, yoksa hemen halledilecek günlük ihtiyaç mıdır? Bir dolu ipucu. Birbirimizin dinini, dilini anlamasak da, yemeğini tadabiliriz.

Globalleşmenin tatlı-acı yanı da biber tüketiminin artması! Neden biber yiyoruz ki biz? Bile bile lades! Konu enteresan: biberde capsaicin denilen, kokusuz, tatsız bir kimyasal madde var. Biberi yenmekten koruma amaçlı, kaktüsün iğnesi gibi bir doğal yöntem. Ancak insan yediğinde, vücut derhal korumaya geçiyor: terliyor, kan dolaşımı hızlanıyor, gözler yaşarıyor. Bu kadar işkenceden sonra? Vücut birden bire endorfin salgılamaya başlıyor! Endorfin, insan vücuduna morfin kullanmış gibi bir “kafa bulma” etkisi yapıyor.

Biber acısının en güzel yanı, etkisinin geçici olması ve vücuda zarar vermemesi. Normal derecede yenilen acının vücuda ve hatta mideye yaptığı, kalıcı hiçbir tesir yok. Eskiden, midenin zarına zarar verdiği sanılıyordu ama bugün, bilimadamları bunun doğru olmadığını kanıtladılar. Çok acı yiyen bazı milletlerde görülen mide kanserinin de aslında acı ile direkt ilgisi bulunmadığı görüldü.

Kısacası, sevgili okuyucular, sigaranın zararları belli. Hem de alışkanlık yapıcı; illa daha fazlası lazım. Yoksa vücut artık endorfin salgılamıyor da, tam tersine, içilmeyince krize giriyor. Eh, kafa bulmak için yasadışı yollara da başvuracak değiliz. Çikolatanın da vücut üzerinde benzer etkisi var ancak şu kahrolası kalori problemi! İyisi mi, biraz acı yiyelim biz. Üstelik, acının bir özelliği de, eklendiği yemeğin tadını öne çıkartması. Daha önceden farkedilmemiş lezzet katmanlarına dikkat çekmesi. Bir elbiseye doğru dürüst ışık altında bakmak gibi birşey. Herşey daha bir görünür oluyor.

Ama eğer berbat bir yemeği örtmek için üzerine bolca acı dökecekseniz, orasını bilemem. O zaman yiyenin gözü yemeğin feci tadından mı yaşarıyor, yoksa acıdan mı, anlaşılamaz. Misafirlikte, yemeği pişirenin gönlünü almak için düşünülebilinecek bir taktik. Her öğünde acı yemek, yemeğin bakir tadını almanızı önleyebilir. Sonunda acı bağımlısı olur, dilinizin yeteneklerini tekdüzeleştirirsiniz.

İyisi mi, herşeyde olduğu gibi, acının da dozunu kaçırmamak. Çok kullanmakdan bahsetmiyorum da, sık kullanmaktan bahsediyorum. Özel günler için kullanmalı. Diyelim ki bugün işler ters gitti. Otobüsü kaçırdınız, sevgiliniz terk etti, en sevdiğiniz elbiseyi yanlışlıkla beyazlarla yıkadınız. Bilgisayarınız çöktü. Elektrik faturasını ödememişsiniz; ceza geldi. Ne bileyim? Hayat tersliklerle dolu. İşte öyle ters bir günün akşamı, çok özenli bir yemek olmasa da olur, yoğurtlu makarnaya bile fitim. Ya da kurufasulye. Veyahut pizza. Hatta kokoreç. Üzerine dökün biberi. Bırakın vücudunuz alsın kontrolü eline! Önce dilde bir yanma. Hatta uyuşma! Sonra kızarma. Gözlerden süzülen yaşlar. Alında biriken ter tanecikleri. Sonra endorfin. Mutluluk! Neydi problem? Hatırlamıyorum.

Geçenlerde okuduğum bir yemek kültürü magazinindeki habere göre, dünya yüzünde daha fazla insan, daha acı biber yeme yolundaymış. Yazar, fenomeni ekonomi gibi, kültürlerin de artık ülke sınırı tanımamasından kaynaklandığını düşünüyor. Kısacası, globalleşme! Ekonomide olduğu kadar, kültür ve özellikle de yemek kültüründe globalleşme. Biberde globalleşme!<br> <br>

Globalleşmenin bir tatlı, bir acı yanı var. Acı yanı, en ücra ülkeyi bile saran McDonald’s ve Starbucks’lar. Tatlı yanı, zamanın hayat tarzına uyum sağlayan modern ekonomi hacılarının, evlerindeki kültürü de yanlarında taşımaları. Bir milleti anlamanın yollarından biri de yemek kültürü değil mi? Bu millet sokakta ne kadar çok yer, ayaküstü ne yer, yemek yeme usulü ağırdan mıdır, yoksa hemen halledilecek günlük ihtiyaç mıdır? Bir dolu ipucu. Birbirimizin dinini, dilini anlamasak da, yemeğini tadabiliriz.<br> <br>

Globalleşmenin tatlı-acı yanı da biber tüketiminin artması! Neden biber yiyoruz ki biz? Bile bile lades! Konu enteresan: biberde capsaicin denilen, kokusuz, tatsız bir kimyasal madde var. Biberi yenmekten koruma amaçlı, kaktüsün iğnesi gibi bir doğal yöntem. Ancak insan yediğinde, vücut derhal korumaya geçiyor: terliyor, kan dolaşımı hızlanıyor, gözler yaşarıyor. Bu kadar işkenceden sonra? Vücut birden bire endorfin salgılamaya başlıyor! Endorfin, insan vücuduna morfin kullanmış gibi bir “kafa bulma” etkisi yapıyor. <br> <br>

Biber acısının en güzel yanı, etkisinin geçici olması ve vücuda zarar vermemesi. Normal derecede yenilen acının vücuda ve hatta mideye yaptığı, kalıcı hiçbir tesir yok. Eskiden, midenin zarına zarar verdiği sanılıyordu ama bugün, bilimadamları bunun doğru olmadığını kanıtladılar. Çok acı yiyen bazı milletlerde görülen mide kanserinin de aslında acı ile direkt ilgisi bulunmadığı görüldü.<br> <br>

Kısacası, sevgili okuyucular, sigaranın zararları belli. Hem de alışkanlık yapıcı; illa daha fazlası lazım. Yoksa vücut artık endorfin salgılamıyor da, tam tersine, içilmeyince krize giriyor. Eh, kafa bulmak için yasadışı yollara da başvuracak değiliz. Çikolatanın da vücut üzerinde benzer etkisi var ancak şu kahrolası kalori problemi! İyisi mi, biraz acı yiyelim biz. Üstelik, acının bir özelliği de, eklendiği yemeğin tadını öne çıkartması. Daha önceden farkedilmemiş lezzet katmanlarına dikkat çekmesi. Bir elbiseye doğru dürüst ışık altında bakmak gibi birşey. Herşey daha bir görünür oluyor.<br> <br>

Ama eğer berbat bir yemeği örtmek için üzerine bolca acı dökecekseniz, orasını bilemem. O zaman yiyenin gözü yemeğin feci tadından mı yaşarıyor, yoksa acıdan mı, anlaşılamaz. Misafirlikte, yemeği pişirenin gönlünü almak için düşünülebilinecek bir taktik. Her öğünde acı yemek, yemeğin bakir tadını almanızı önleyebilir. Sonunda acı bağımlısı olur, dilinizin yeteneklerini tekdüzeleştirirsiniz.<br> <br>

İyisi mi, herşeyde olduğu gibi, acının da dozunu kaçırmamak. Çok kullanmakdan bahsetmiyorum da, sık kullanmaktan bahsediyorum. Özel günler için kullanmalı. Diyelim ki bugün işler ters gitti. Otobüsü kaçırdınız, sevgiliniz terk etti, en sevdiğiniz elbiseyi yanlışlıkla beyazlarla yıkadınız. Bilgisayarınız çöktü. Elektrik faturasını ödememişsiniz; ceza geldi. Ne bileyim? Hayat tersliklerle dolu. İşte öyle ters bir günün akşamı, çok özenli bir yemek olmasa da olur, yoğurtlu makarnaya bile fitim. Ya da kurufasulye. Veyahut pizza. Hatta kokoreç. Üzerine dökün biberi. Bırakın vücudunuz alsın kontrolü eline! Önce dilde bir yanma. Hatta uyuşma! Sonra kızarma. Gözlerden süzülen yaşlar. Alında biriken ter tanecikleri. Sonra endorfin. Mutluluk! Neydi problem? Hatırlamıyorum.<br> <br>

Kızartmadan Kızartma Tadında Biber:<br> <br>

Amerika’da Greek veya Italian adları altında satılan sivri biberlerden alıp, eğer acısı fazla geliyorsa karınlarını yararak, beyaz kısımlarıyla çekirdeklerini çıkararak, bir tavaya dizmeli. Üzerine domates rendesi. Az tuz, azıcık şeker. Birkaç diş doğranmış sarımsak.Üzerinden zeytinyağ geçirip tavaya sıkıca uyacak bir kapakla kapatmalı.<br> <br>

Birkaç dakika harlı ateşte, sonra oldukça kısık ateşte, 15 dakika veya biberler bıçakla dürtülünce, metal kolayca girecek kadar pişirmeli. (Kapak iyi oturuyorsa, domatesin ve biberlerin salacağı su yetecek. Oturmuyorsa çok az su koymalı.)<br> <br>

Sonra tavanın başına geçip, bir de kabuğu sertçe, iyi bir ekmek yardımıyla, parmaklar yakıla yakıla, ellerden bileklere doğru yağ akıtılmak suretiyle biberler yenmeli. Her derde deva!<br> <br>

Afiyet, şeker.

Tags: Lezzet/ Peynir Gemisi

1 response so far ↓

Leave a Comment