Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Açlık

October 6th, 2011 · No Comments

Şu güzelim derginin iştah kabartıcı sayfalarının arasında açlıkla ilgili yazı okunup ağız tadı bozulur mu? Belki yersiz. Ama çirkinlikten söz etmeden güzellik, kötülükten söz etmeden iyilik anlaşılabilir mi? Domatesinin en kırmızı, biberinin en yeşil yetiştiği bir ülkede yemek dergisinin de renkleri tabii sayfalardan fırlayacak gibi rengarenk olacak. Toprak herşeye gebe; bize düşen az biraz ilgi, bolca sevgiyle verdiklerini lezzetli yemeklere dönüştürmek. Lezzet Dergisi, bizim Amerika’da “yemek pornosu” dediğimiz dergilerden değil. Yemek pornosu dedikleri, sen dergiyi alıp her fotoğrafına salyaların aka aka bakacaksın ama ya malzeme çok pahalı, ya emek imkansız. Bu dergide Türkiye’de bulunamayacak sebze meyvelerle yapılmış bir tek tarif göremiyorum ben. Bu kadar renk, bu kadar koku ve lezzet, demek ülkenin toprağında var.

Geçenlerde bir dergide okumuştum; Sovyetler parçalanınca, hemen hemen tüm geliri o ülkeden gelen Küba derin bir fakirliğin içine düşmüş. Küba yemekleri Türkiye’de bilinmez ama çok lezzetlidir. Binbir çeşit yemeği yoktur ama ne varsa onunla ortaya güzel birşeyler çıkarırlar. İspanyol, Afrika ve Karayip mutfaklarının karışımıdır. Kara fasulye, pilav, bir çeşit tatsız muzla yapılan kızartmalar, etler, balık, bolca sarımsak, sirke. O fakirlik içinde analar evlerinde çocuklarının karınlarını doyurmak için muz kabuklarını kızartıp ekmek üzerine koymaya başlamışlar. Düşününüz, muz değil, kabuğu!

Şimdi bile eğer işini bilen bir tip değilseniz et karnenizdeki et ve bakkaldaki ahı gitmiş vahı kalmış conserve bezelye ile idare etmek durumundasınız. Ancak çok ciddi bir kara market varmış ki, Amerika’dan kaçak getirilen et, çay, yağ, aklınıza ne gelirse, otobüs duraklarında pusetlerin içinde gizlice satılıyormuş.

Benim kocamın Alman Nazi kamplarında dört yıl geçirmiş, çocuklarını, kocasını ve anne babasını kaybetmiş, yaşı yüze dayanmış bir büyük halası vardı. Kampta almanlar’ın kendilerine ayırdıkları tarladan gizlice patates ve turp çalıp, çiğ çiğ yermiş. Kamptan kurtulunca ağzına 70 yıl ikisini de sürmemiş.

Ben eskiden Etiyopya’da kıtlık çıkınca herkes patır patır ölüveriyor sanırdım. Meğer Etiyopya’nın sadece bir bölgesi kıtlık çekerken, diğer bölgesi- devletin başındaki klanın bölgesi- bolluk içinde yaşayıp gidiyormuş! Meğer kıtlığı dünyadan saklıyorlarmış ki, pek de sevmedikleri bu insancağızlar telef olup gitsin.

Şimdi yine dünyanın bir yerlerinde açlık çekiliyor. Afrika’da kuraklığın, zalim ve hırsız politikacıların desteğiyle binlerce çocuğu kırmasına şahit oluyoruz. Kuzey Kore’de açlık ara sıra gelen bir felaket değil, hükümetin sakladığı, üstünü örtüp cici göstermeye çalıştığı, belki 30 yıldır süren kronik bir hastalık. Bu arada Amerika’da şirket maskotuna dönmüş milletvekilleri, hükümetin almaya çalıştığı tüm önlemlere karşı geliyor, küresel ısınmanın nanik yapmakla başımızdan savılıvereceğini sanıyor. Dünya gittikçe ısınıyor, böylece daha sert iklimlerde yaşamak zorunda kalacağız. Tarım çok daha zora girecek.

Hayvana bağlı olmayan, sentetik et üretmeye çalışıyorlar ki, yetiştirilen milyonlarca ineğin sebep olduğu tehlikeli gazlara bir son verilsin. Emin olun, ilk tadına bakacak olanlardan biri benim. Bütün bu kargaşanın içinde bir manavda şeftalinin kokusuyla sarhoş olabiliyorsak hala, ne mutlu! Toprağı hala verimli ender ülkelerden birinde yaşıyoruz demektir. Belki son birkaç jenerasyon. Bazen Lezzet’in sayfalarını şöyle bir karıştırırken, renk cümbüşünden başım dönüyor. Ne mutlu diyorum, oh ne mutlu!

Tags: Lezzet/ Peynir Gemisi

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment