Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Aztekler Gibi Yemek:

May 1st, 2007 · No Comments

 

Bir yemek delisi için Amerika’da yaşamanın en güzel yanı, sokağa çıktınız mı dünyanın dört bir yanından yemek yiyebilme imkanınızın olması.  En köşede kalmış, etrafı  tarla çevrili minik kasabasında bile bir Çin ya da Meksika, en azından İtalyan restoranı bulmak mümkün. Hatta ben bu olaya o kadar alıştım ve o kadar şımardım ki, artık mesela Meksika restoranına gitmek doyurmuyor beni. İlla Meksika’nın bir yöresinin restoranına gideceğim. Amerika’da Eskişehir yemekleri yapan restorana gitmek gibi birşey.  Ne yazık ki Türk mutfağı incelikleriyle tanınmıyor Amerika’da. Türkler’e karşı alınmış bir tavır değil; hangi ülkeden, ne kadar çok göçmen almışsa, bulunan mutfakların detayları da o kadar ince oluyor tabii.

 

Amerika’da yemek kültürüm, biraz da herşeyi tatmaya yatkın maceraperestliğim sayesinde epey genişledi. Ama New York’dan Los Angeles’a taşınınca genişlemeyi bıraktı ve artık o demin bahsettiğim detaylara indi, yemek kültürlerinin mikroskobik araştırmasına dönüştü! Los Angeles, etnik yiyecek açısından New York’dan bile zengin. Çok geniş bir coğrafyaya yayılabildiği için, dar gelirlinin de yaşayabildiği bir şehir olduğu için, heryerden göçmen aldığı için. Bunlar etnik restoranı büyüten, besleyen sebepler. New York astronomik rakamların havada uçuştuğu biryere dönüştü. O zaman restoran açanlar, haklı olarak daha herkesin ağız tadına uygun yemekler çıkartmayı tercih ediyorlar. Ama o zaman etnik restoranlar kuruyup gidiyor, şehrin tadı tuzu kaçıyor.

Los Angeles’daki gibi bol seçeneğin içinde, iyi bir etnik restoranı nasıl bulacaksınız? İnternnetten tabii! Neyse ki yemek deliliğimde yalnız değilim. Benim gibi delilerin yazdığı, okuduğu, kıyasıya eleştirdiği internet siteleri var. Birkaç tane de çok iyisi var. Oralara gidip, liste yapıp karar veriyoruz biz. Ama o kadarla bitmiyor,etnik restoran dediğin etnik olacak. Kapısından içeriye şöyle bir bakacağım, etnikler, Amerikalılar’dan kalabalık olmalı, garson İngilizce’yi çok az bilmeli, bana İngilizce menü bulmak için koşuşturmalı, mümkünse hiç dil bilmeden, utangaçça gülümseyerek yardım edecek birilerini aramalı.

Yediğim içtiğim benim olsun, gördüklerimi anlatayım bu sefer: Biz ailecek, haftasonlarında en az iki restoran ve imkan varsa yeni mutfak kültürü arayışına çıkıyoruz. Geçen haftasonu Özbek yemekleri yedik mesela. Bir de Aztek yemekleri. Aztek mi kaldı diye soracaksınız. Ama o restorana benimle gelebilseydiniz, Aztek kalmış derdiniz. Tarih bazı halkların üstünden buldozer gibi geçiyor. Ama çok ufaksanız eğer, buldozerin altında ezilmeden kalabiliyorsunuz demek. Aztek milleti de, Meksika’nın başına gelenlerden sağlam çıkabilmiş. Medeniyet kalmamış ama ırk ortada. Şöyle biraz gözlerimi kısıp bakıyorum garson kızın profiline, aynen taşlara oyulmuş profiller gibi! Olacak iş değil!

 

Ya Özbek restoranı? Eski Doğu bloğundan kalma ülkelerin restoranlarının ortak bir özelliği var: ortam, başa çıkamadıkları kadar lüks. Yani masalarda örtüler, ters duran kadehler, pencerelerde karanlık, ağır kadife perdeler, garsonlarda papyon, yelek. Ama bir bakımsızlık, üstünden silgiyle geçmişçesine solukluk, yanıp sönen titrek floresan lambalar, tozlu plastik çiçekler… Belli bir görüntünün peşindeler belli ki, restoran dediğin şık bir yer olmalı, ağırbaşlı olmalı. Ama hayallerini karşılayacak paraları yok sanki. Böyle restoranlara gittiğimde lekeli örtüleri çekip, perdeleri açıp içeriye oksijen sokasım geliyor benim! Onun yerine uslu uslu oturup yiyorum yemeğimi. Bu restoranda da yine aynı halet-i ruhiyeyle oturup bir güzel daldım yemeklerine. Çok ama çok nefis şeyler yedim. O da başka yazıya.

Tags: Lezzet/ Peynir Gemisi

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment