Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Baklava

October 11th, 2011 · No Comments

 

Anenannem yemekte tarhana çorbası varsa, mutlaka “Tarhana tartar, boğazımı yırtar! Baklava kardeş, gel beni kurtar…” derdi. O zaman baklava öyle can çekince alınacak şey değildi. Bu zaman da canının çektiği şeylere hakim olması gereken, parasını dikkatli harcayan büyük bir topluluk var. Ama sanki o zamanlar bazı şeyler özel günler için saklanır, sadece o zamanlar yenirdi. Baklava da bayram yiyeceğiydi. Anneannem tarhana içmeye hazırlanırken, belki bu sihirli tekerlemeyi söylerse, birden bir sürpriz olur da, masada baklava oluşuverir diye ümit ederdi. O ümidi hissetmemek mümkün değildi; anneannemin bir çocuk gibi tekerlemeyle dilek dilemesini çok dokunaklı ve sevilesi bulurdum.

Şimdi baklavayı ilk kim buldu sorusuna girişip güreşmeyelim. Kim bulmuşsa bulmuş, ama ne iyi etmiş! Tahminen baklava bir Osmanlı tatlısıdır. Türk yazmıyorum, Osmanlı yazıyorum. Osmanlı’nın kökünde her ne kadar Türk var idiyse de, imparatorluğun kökünde çok dinlilik, farklı ırklar, milletler, diller var. Osmanlı Mutfağı, Türk Mutfağı ile pekçok konuda paylaşır ama tam örtüşmez. Baklavanın da Hint ve İran mutfaklarından etkilenmiş, ama füzyona uğramış bir saray yiyeceği olduğu tahmin ediliyor. Bizans’ın baklava benzeri bir fıstıklı ve cevizli, şerbetli tatlıları vardı. Ancak hamuru yoktu. Hindistan’ın meşhur şerbetli  ve cevizli tatlıları vardır ama tam bir baklava denilecek cinsten bir tatlı yok.  İran’ın baklavası, Türkler’in kuru baklava dediği baklava türüne benzer. Yunan baklavasının hamuru daha kalın olur. Mezopotamya’da asurlular baklavaya çok benzer bir tatlı yaparlarmış ama tam değil.

Güllaçı baklavanın atası sayarsak, Çin’de yazılmış Moğol yemek kitaplarında binüçyüzlü yıllarda adı geçiyor. Tatar ve Özbekler’in baklava benzeri tatlıları vardır. Azeriler’in de bir çeşit tatlısı, baklavayı hatırlatır. Belli ki, Türk Mutfağı’nda temelleri atılmış, Orta Doğu’da şekle şemale sokulmuş, bir yunanistan’a uğrayıp hamur tekniği edinmiş, kozmopolit ve çok kültürlü Osmanlı Mutfağı’nda ayarları mükemmelleştirilmiş bir tatlıdır baklava.

Ben en iyi baklavayı Antep’te yemiştim. Hatta orada baklava yerken, sanki hayatımda daha önce hiç baklava yememişim gibi geldi. O kadar hatasız, o kadar da bambaşka bir tatlı. Bir kere, tadı kaba ve katır kutur ceviz ve fıstıklı değil, damakta çok hafif, dokusu çıtır çıtır ama insanın diline batmayan, neredeyse sesi duyulmayacak kadar narin bir tatlıydı o. Balı öyle hafifti ki, koyuluğu nedeniyle baklavanın alt tabakaları tabağa yapışmıyordu. Fıstık ile yemyeşildi, ama dişinin arasına kaçacak gibi değildi fıstık. Taze fıstık ağacının kokusu gibi baş döndüren, sihirli bir koku ve tat.

Bir baklavaya bu kadar şiir yazılır mı? Vallahi ben yazarım! Tarhananın iyisine de şiir yazarım. Bir haşlanmış yumurta eğer mükemmelse, ona da yazarım. Neden olmasın? Her kim ben hamur açayım, ötekisi ben fıstık ekleyeyim, bir diğeri ben şerbetleyeyim diye düşündüyse, hepsinin ruhları şad olsun; hangi din ve dillerden idiyseler teşekkürlerimizi ve içten bir “vallahi pek lezzetli olmuş” beğenilerimizi kabul etsinler!

Tags: Lezzet/ Peynir Gemisi

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment