Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Dalay Lama Pirzolaya Diş Geçirirken

March 17th, 2010 · No Comments

Budizm’in kutsal lideri Dalay Lama’nın vejetaryen olduğunu sananlardan mısınız? Yoksa şimdiye kadar Budizm’e hayran olup da bir türlü tam geçiş yapamamış olmanızın sebebi ekmek arası dönerden vazgeçememeniz midir?

Kendinizi boşa hırpalamışsınız. Budizm’de illa vejetaryen olacaksın diye bir kural yok. İnanmayan Dalay Lama’ya baksın. Onuruna verilen ziyafetlerde midesine indirdiği kuzu rostolara, tütsü balıklara, kızarmış tavuklara! Hayallerinizi yıktıysam çok özür dilerim. Ancak dalay Lama Hazretleri bindokuzyüzaltmışlı yıllarda, birbuçuk sene kadar sıkı vejetaryen olmayı denemiş ama sarılık imdadına yetişmiş ve doktorlar bu sevdasından vazgeçirmişler kendisini. Şimdi her iki günde bir etten uzak duruyormuş, o kadar.

Tibet’te vejetaryen olmak zaten başlı başına zor iş. Vejetaryen olacam diye yanıp tutuşuyorsanız suda haşlanmış patates çorbasına fit olmak durumundasınız. Çünkü Tibet’in toprağında bir Budist rahip yetişiyor, bir de büyükbaş hayvan. Yak. Manda. Budizm açlıktan sefil olmayı öğretmiyor. Dinin en önemli merkezlerinden biri de Tibet. Eh, vejetaryen olacaksın diye tutturmak, Müslüman mahallesinde salyangoz satmaya benzer. İnat edilseydi, o din oralarda bu kadar uzun zaman tutturamazdı.

Budizm’de vejetaryenlik konusu hem din adamlarını kendi aralarında tartıştığı ve hem de yöreden yöreye ve gelenekten geleneğe farklı karşılanan bir konu. Budizm’in bazı kolları, Buda’nın vejetaryenlik kuralı getirmediğini söylüyor, kimisi can alınmayacak ama ölmüş hayvan yenilebilinir diyor (ki herhalde bu da insanı et yemekten uzak tutmak için bir komplo olmalı!), kimisi de hayatta olmak zaten birşeylere zarar vermektir, o yüzden sadece yetecek kadar et yemekte özel bir kötülük yoktur diyor. Güney Doğu Asya’da Budist rahip ve rahibeler kendileri için hazırlanmış yemekleri yemekten men edilmişlerdir. Yani yemeklerini dilenmeli ve kendileri pişirmemeli ve yemek kendileri için pişirilmemeli. Ne verilirse o yenecek. Hayvan rahip için kesilmişse yiyemez ama kendisine verilen bir kap yemekte et varsa, rahip reddedemez. Ama Kore, Çin ve Vietnem’da rahip ve rahibeler et yiyemez. Ama Budist halk yiyebilir. (Şeytan sadece ruhban sınıfına azapta gerek!) Japonya’da bazı rahipler yiyor, bazıları yemiyor. Kısacası, kafana göre takılacaksın diyelim. Ve aslında herhalde esası olabildiğince az yemek.

Pekiyi Dalay Lama ne yiyor? Sabahları çok çok erken kalkıp dua faslını bitirdikten sonra, çok büyük bir yemek yiyormuş. O kadar. Ancak Tibet’te ne yediklerini, orayı ziyaret eden arkadaşlarımdan biliyorum. Tibet’in doğası ve havası sebze meyveciliğe uygun olmadığından, hiç durmadan manda eti tırtıklayıp, manda sütü yanında manda peyniri yiyip, ülkeden çıkınca günlerce sadece salata yediklerini söylemişlerdi bana. Benim tibet yemekleriyle ilgili bilgim, Amerika’daki Tibet restoranlarından. Buralarda malzeme bolluğu olduğundan, restoranlarda hazırlanan yemeklerin de orada en zengin insanların sofralarını süsleyen cinsten abartılı olduğunu düşünüyorum. Yukarıda anlattığım yokluklardan sonra, Tibet yemeklerinin berbat ve lezzetsiz şeyler olduğu sanılmasın. Mantıları, makarnaları, çorbaları, gözlemeye benzer ekmekleri bana her zaman çok lezzetli ve tatmin edici gelmiştir. İçine tereyağ ve az tuz atarak içtikleri siyah çayın, eğer çayın tadı illa Türk çayı tadında olmalı diye düşünen, damak gönülleri kapalı kimselere uygun geleceğini sanmam. Ancak bizler, yoğurdu şekerle yemeye alışmış batılının ayrandan iğrenmesini anlayamazken, çayın da başka tatlarının da olabileceğini düşünemiyoruz bile. Eğer yolunuz bir tibet restoranına düşerse, tereyağlı çay ısmarlayın. İnce belli bardakta içtiğiniz çayın tadını aramayın da, hayatınızda ilk kez içtiğiniz birşey olarak algılamaya bakın. Yepyeni bir tatla tanışıp, damak dünyanızı genişleteceksiniz.

İnanılmaz Basit Tibet Ekmeği:

2 tepeleme bardak un, 1 yemek kaşığı kabartma tozu, 1 bardak kadar su ve az tuzu karıştırmalı. (Suyu yavaş ekleyip hamurun toparlanmasını sağlamak, suyu birden boca edip vıcık hamur yapıp, sonra kaşık kaşık un ekleyip, kabartma tozu yüzdesini mahvetmekten daha akıllıcadır. Hamur kuruysa biraz daha su eklenir, ama fazla suyu çıkartmak dertli iştir.) Bunu parlakça bir hamur olana kadar yoğurmalı- 5-10 dakika. 4 parçaya ayırıp, toplar haline getirip üzerlerini örterek 20 dakika dinlendirmeli. Hamurları merdaneyle yarım parmak kalınlığında ve yuvarlak açmalı. Bir tavayı kızdırmalı. Bir hamuru tavaya atıp altını orta ateşe getirmeli. Üzerine kapak kapatıp, her 4-5 dakikada bir alt üst etmeli. Yaklaşık 15 dakikada pişmiş olur. Bunu üzerine sıcakken tereyağ sürülürse daha da hoş olur! Keçi peyniriyle, salatayla, çorbayla, didilmiş etle, yeşillikle muhteşem olur.

Afiyet, şeker.

Tags: Turkish Journal

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment