Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Filmlerden Öğrenilen Tarih Dersleri:

January 30th, 2008 · No Comments

 

Amerikan sinemasının şu sıralar dahi çocuğu Paul Thomas Anderson. Boogie Nights, Magnolia, Punch Drunk Love… Ve daha az tanınmış bir kucak dolusu filmi çeken, 37 yaşındaki direktor, bu sefer California’nın tarihini didikliyor.

Aslında bütün filmleriyle California’nın ve Los Angeles’ın içinde harmanlanan bir yönetmen Anderson. Sahneler günde yüzlerce porno film çekilen batakhaneler, Los Angeles’ın endüstriyel boş sokakları, zengin ve havuzlu evler, otomobiller arasında insanların mutlulukları ve trajedilerini anlatıyor. Arka perde hemen hemen her zaman Los Angeles.

Anderson yeni bir şaheserle dikildi sinema severin karşısına: “There Will Be Blood”. Film Türkiye’ye ulaştığında nasıl bir başlık verirler, bilmem. Kan Akacak? Onun gibi birşey herhalde. Konu, Upton Sinclair adlı büyük Amerikan yazarının “Oil!” adlı romanından. Upton Sinclair, Amerikan halkının fakir işçilere haksızlıklar ve yiyecek sektörünün pisliğinin gerçeklerine gözünü açan, 20. Yüzyılın başlarında yaşamış bir romancı. Eğer Türkçe’ye çevrilmiş kitapları varsa, okumanızı tavsiye ederim. Hem iyi bir romancıyla tanışacaksınız, hem de Amerika’nın nerelerden geçip buralara ulaştığını daha iyi anlayacaksınız.

California, film sektörüyle ve bir zamanlar milyonlarca insanın hayatını değiştirmiş olan altın madeniyle ünlü. Ama aslında uzun süre en büyük zenginliği petroldü. Bugün hala kumlu tepeciklerin üzerinde petrol çıkaran ufak çaplı makineler görmek mümkün. En tuhafları, sanırım Hollywood yazısının yakınlarında, hemen yanında supermarketler olanları. Şehrin gündelik karmaşası içinde, toprağı her hareketiyle biraz daha derin delip, çıkacak birkaç litre petrolü arıyorlar. Ama bir zamanlar, ufuk petrol arayanlarla kaplıymış. Şimdi yerlerinde yeller esiyor. Altın arayanların kurdukları hayalet şehirler gibi. Ama 1890 ile 1900 yılları arasında Los Angeles’ın nüfusu ikiye, 1910’larda üçe katlanmış! Hepsi petrol için evlerinden ayrılan binlerce işçi, hırsız, fahişe, kumarbaz, dolandırıcı… Western filmlerini seyrederken, bir zamanlar Amerika’nın, insanlarının ne badireler atlattıklarını öğreniyorsunuz. Abartılmış tabii, filme uyarlanmış,  ama gerçeklik payı da bol. Belki Amerika’nın boğaz kesen kapitalizmini anlamanın da en iyi yolu, Vahşi Batı’nın tarihine bakmaktır.

Birkaç ay önce, yüzyıl önce üstü delik deşik edilmiş, şimdiyse uykulu sokakları Meksikalı birkaç göçmenden başkasını barındırmayan bir kasabaya düşmüştü yolum. En gösterişli binası, zamanında madenlerden para kazanan bir şirketinmiş. İçini, en detaylı bilgileri zarif bir masal gibi anlatabilen, İngiliz bir rehberle gezmiştim. Yüzeyinde pek birşeye benzemiyor ama California’da hakikaten tarih var.

Seçmece Sanat: Hollywood’un greve giden yazarları gibi, ben de müze grevine girdim. Bütün programımı ayarlayıp okadar yol gidiyorum, o kadar para döküyorum ve tavanarasından çıkardıkları kitapların benzer resimli sayfalarından düzenlenmiş minicik bir sergiyi görüyorum. Daha geçen gün bu kitabın başka bir sayfasını açıp, başka bir sergi düzenlememişler miydi? Küstüm. Ya da bıkkınlık geldi. Yoksa Los Angeles hakikaten sanatsal açıdan ölü bir şehir mi? Modern Sanatlar Müzesi (MOCA), Murakami sergisi düzenlemiş. Adam marka oldu. Sanat böyle işliyor şimdilerde: marka olunuyor. Daha yeni yeni baş verirken, New York’ta bir sergisini görmüştüm. Hıııı, idare eder, sevimli. Pek sanatımsı değil ama… Buralara geleceğini, “ünlü” olacağını tahmin etmeliydim. Şimdi, MOCA’da,serginin ortasında çizintilerinin çanta hallerini, kurşunkalem hallerini, tişört hallerini satıyorlar. Bu kadar da olmaz. Resmen, gözüme soka soka, uyduruk sanat da yaparım, para da kazanırım tavırları takınan bir adam. Tahammül edilesi  şey değil.

Ciddi ve Gayri Ciddi İstatistikler: Amerika’da estetik cerrahide en çok yağ aldırma, burun ve göğüs şekillendirme ameliyatları yapılıyormuş. Bunların çoğu California’da yapılıyor. Estetik cerrahlar, iğne atılsa yere düşmeyecek kadar kalabalık. 2005 yılında, bütün Amerika’da, 11 milyon estetik ameliyat yapılmış!

Bu restoranda yemeli: Amerika’da bir bildiğimiz, kreması bol dondurma var, bir Roma dondurması diye bildiğimiz gelato, bir de yoghurt dedikleri, bir çeşit dondurulmuş, içi meyveli veya çikolatalı yoğurt birşey. Yoghurt, dondurmadan daha düşük kalorili, tadı aynı olmasa da başka şey diye yenirse lezzetli bir alternatif. Los Angeles’da düşük kalorili bir yiyecek olacak da, moda olmayacak, önünde bir kilometre kuyruk oluşmayacak! Hele bir de Hollywood yıldızlarını o kuyrukta bulmayacaksınız, olacak şey değil. Biz de, üzerimize düşen görevi yaptık, yeni açılan Pinkberry’ye gittik. Vallahi ben “yoghurt” dondurmaya karşı değilim de, bunun içinin yağını iyice almışlar, bizim acımsı, yağsız, tebeşir tozlu Süt Ürünleri  yoğurtlarımıza benzemiş. Canı bir saat sırada beklemek isteyenler buyursunlar, benim yerimi alsınlar. Ben gelatomla mutluyum. Adres: 868 Huntley Drive, West Hollywood

Tags: Elele/ Los Angeles'dan Mektuplar

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment