Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Genetik Değişime Uğramış Yiyecekler Konusu

March 23rd, 2011 · No Comments

Doğru görünse bile kendi araştırmamı yapmadan bir söylemin peşine takılmaktan çekinen bir insan olduğumdan, basında çıkan korku filmlerini aratmayacak cinsten başlıklara kapılmadan önce, bu genetik işi nedir, bir öğreneyim dedim. Cahil insanı korkuyla manipüle etmek kolaydır. Sadece tek oluktan akan suyu dinlerseniz, gemlerinizi vermiş sayılırsınız. Sonra nereye çekerlerse oraya. Hatta bazen birşeylere karşı dururken bile, yanlış değil, doğru sebeplerle karşı durmak gerekir düşüncesindeyim. O yüzden bir süre fikrimi ortaya dökmektense sesimi kesip, birçok oluktan akan suları dinleyeyim de bilgileneyim istedim. Öğrendiklerimi okuyucularımla paylaşmak isterim.

Genetik değişime uğramış yiyecekler, genetik değişime uğratılmış organizmalardan yapılıyorlar. Genetik değişimde, diğer yöntemlerdeki gibi radyasyon kullanılmıyor. DNA’lar manipüle ediliyor. İstenen özellikleri taşıyan DNA bir organizmadan alınıp, diğerine taşınıyor. Soğuğa, kuraklığa, böceklere daha dayanıklı, daha büyük, göze daha güzel görünür cins DNA’lar en makbul DNA’lar. Özellikle kuraklığa daha dayanıklı, daha güçlü genetik özelliklerin, dünyada giderek artan açlık problemine deva olması ümit ediliyor.

O zaman problem nedir?  Milyonlarca insan açlıktan kırılıyorken, neden daha güçlü buğday, mısır, soyaya karşı çıkılıyor? İşte orada görünmeyen, bilinmeyen bir canavarla boğuştuğumuz sanılmamalı ve bilgilenmeli. Bu yiyeceklerin, halkın zannettiği gibi çocuklarımıza zeka geriliği, üç gözlülük, beş bacaklılık vereceği yok. Problemler çok daha farklı. Birincisi ekolojik problem. Dünyanın bütün buğdayları aynı çeşit olursa, bir şekilde süper buğday diyelim, bu buğdaya bir hastalık gelse, dünya daha büyük zarar görmez mi? Pazarda farkına varmışsınızdır, bir domatesin çeşidi ne kadar azaldı! Benim çocukken gördüğüm en az üç çeşit çilek bir çeşide düştü. Sadece ekim değil, bu süper tohumların polenleri başka tarlalara uçtuğu zaman, diğer çeşitleri de değiştiriyor, ve genetik olarak değişime uğramamış tohumlar da bir süre sonra süperleşiyorlar. Doğayı durdurmak mümkün değil. Tarlaların üstünü mü kapayacağız? Üstelik, bu tohumları kullananların ödediği bir ücret var. Komşu tarladan çıkan, süper tohumlardan dolayı bozulmaya uğramış tohumlardan ücret talep edebiliyorlar. Bu çılgınlık yasal. Yani hem komşu tarlanın “organik” tohumunu bozuyor, hem de üstüne para istiyorlar. Dünyanın bazı bölgelerinde, “organik” sanılan tohumlar, %83 oranında süper tohum DNA’sı kapmış durumdalar.

Süper tohumlar, süper hastalıklar getiriyorlar. Nasıl başa çıkacağımızı bilmediğimiz böcekler, yapraklarda bozulmalar, vesaire.

Süper tohumlar, patentli. Üstte de yazdığım gibi, tarlasını süper tohumla eken, ona göre fiyatını da ödüyor. Ancak düşününüz ki, örneğin gelirini mısırdan sağlayan bir ülke var. Zengin değil, ucu ucuna yaşayan üreticileriyle, fakir veya orta direk bir ülke. Başka bir ülke, daha zengin, çiftçisi süper tohum alıp, diğerine göre bire bin daha fazla hasat yapıyor. Bitkileri dayanıklı, güçlü. İri. Güzel. Bu tohumlar birkaç firmanın kontrolü altındadır. Yani fiyatı birkaç şirket kararlaştırıyor. Genetik değişime uğramış mahsul, dünyada tabii ki daha çok alıcı bulacak. O zaman “organik” mahsul üreten o diğer ülkenin hali nicedir? Bu şirketler ülkelerin ekonomik hayatını ellerinde tutuyorlar.

Genetik yiyeceklere karşı olan bazı biliminsanları, açlık probleminin kaynağının az yiyecek değil, kötü politika ve hükümetler olduğunu söylüyorlar. Ancak bu aktivistlerin görüşleri son zamanlarda değişti. Nükleer enerji gibi, genetik olarak değişime uğramış yiyecekler çok da istenen birşey değil ama dünyanın gerçekleri, kontrol edilemeyen nüfus ve küresel ısınma bunları zorunlu kılıyor.

Bu konuya burada bir virgül koyalım ve gelecek ay devam edelim. Gördüğünüz gibi, konu çok daha farklı ve eğer bu yiyeceklere karşı çıkacaksak, bilinçsiz ve bilgisizce değil, bilgiyle silahlanmış olarak karşı çıkmalıyız. Yoksa bilimden anlamayan, kolayca korkutulan bir avuç insan olmaktan öteye gidemeyeceğiz. Bu yiyeceklere karşı çıkarken, Türkiye’nin ekonomik geleceğinden de bahsedebilmeliyiz. Yoksa, hayatımıza yön veren politikacıların, aman çocuğum acaip şey yemesin feveranlarımıza kulak vereceklerini sanmam.

Tags: Lezzet/ Peynir Gemisi

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment