Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Güzelim, Güzelsin, Güzel:

April 2nd, 2008 · 1 Comment

Bir şehir ki kış mevsimi diye birşey yok, kumsal hep güneşli, hava ılık, belki birkaç hafta biraz serince ama genellikle güzel. Deniz sörfçü, kumlar bikinili dolu. İnsanların kulaklarında şu şu film yıldızı bir restoranda garsonluk yaparken, sokakta kahve içerken nasıl keşfedilmiş dedikoduları çınlıyor. Koskoca bir ülkenin yemek, kıyafet modalarının ilk kez yaratıldığı, görüldüğü ve çabucak eskitildiği bir şehir. Los Angeles, böyle bir şehir. Ne kadar yüzeysel, kültürsüz deyin, ne derseniz deyin, Los Angelinos denilen yerlilere hayıflanmamak elde değil.

 

Ama tüm bunların, kafayı çok takanına ağır bir bedeli de var: sonsuza kadar genç kalma, daha güzelleşme yarışı. New York’un şehir gazetesinin arkası, seks arayan, veren, tedavi eden insanların reklamları, ilanları ile doludur. Los Angeles’ın şehir gazetesinin içi, dışı, arkası, her tarafı plastikçi doktor ilanlarıyla dolu. Akla hayale gelmez bir sürü çeşit ameliyatlar, lazerler, hatta iple kırışıklık çekmeler, özel diyetler, özel kıyafetler, haplar, serumlar, iğneler, bol bol bıçak altı, isteyene meditasyonla güzelleşme, güzelleşme, gençleşme, gençleşme, güzelleşme… Güzelleştiğini ve gençleştiğini sanandan başka kimsenin kanmadığı bir acaip oyun.

Kafası çalışan her psikiyatrin güzelleşme takıntısına karşı terapi ilanlari vermesi lazım bence. Ya da ameliyata parası yetmeyenlere çare olmalılar. Tabii bir de ameliyatla yüzü mahvedilenler grubu var ki, onları tedaviye terapi yeter mi bilmem. Benim gördüğüm korkunç plastik suratlardan sonra, bu doktorlar nasıl dava edilmiyorlar, Tabipler Odası bunları nasıl hala doktor olarak görüyor, ben anlayamıyorum.

Ben New York’ta yaşarken birkaç kere gördüğüm, herkesin Aslan Leydi dediği bir kadıncağız vardı. Ağzı kurbağa ağzına dönüşmüş, gözleri kaplan gibi çekik, cildi çekiştirilmekten yarı transparan hale gelmiş bir ucube kadıncağız. Burada bu tiplere lakap bile takmıyorlar. Çünkü sürüsüne bereket Aslan Leydiler. Sanırım bu iş şöyle başlıyor: suratlarının bir tarafını takıntı ediyorlar, ameliyatla değiştiriyorlar. Bir de bakıyorlar ki suratlarının diğer kısımlarına hiç de uymamış! Ne yaparsınız? Biraz çeneden, biraz yanak, biraz alın derken alınız size bir ucube. Özellikle ortayaşlı Yahudi ve İranlı kadınların sıkça düştükleri bir tuzak.

Doğrusu bu yazıya bakıyorum da, kendimi estetik ameliyat karşıtı sanacağım geliyor! Halbuki sarkmış gıgıların, pörsümüş memelerin, yamuk burunların ameliyatla şekillendirilmelerine hiçbir itirazım yok benim. Anlayamadığım, sadece geçici bir kompleksin peşine takılan, yüzlerini mahveden insanlar ve bu insanların vicdansız doktorları. Estetik cerrahi, cerrahiden çok bir sanat. Önüne gelen nasıl heykeltraş olamazsa, estetik cerrah da olamaz. Ama diplomayı heykeltraşlıktan vermiyorlar insana. Derslerinizi geçiyorsunuz ve hoppala diploma.

Amerika’nın hayat karartan doktorları hep tuhafıma gitmiştir. Estetik cerrahlar değil sadece, mesela Elvis’i acıklı ve zavallı ölümüne yollayan ünlü doktoru, bir vücuda otuziki değişik hap yüklenirse, iflasın kaçınılmaz olduğunu bilmiyor muydu? Herşeyi sıkı kontrol altında tutan bu ülkede bu doktorlar nasıl gözden kaçıyor? Dedim ya, tuhaf şey. Amerika’da olacak şey değil denilen şeylerden biri. Sokaktaki estetik ameliyatlı kadınları da görünce aynı şaşkınlığa düşüyor insan. Özellikle Los Angeles’da. Her abuk sabuk moda gibi, estetik modası da Amerika’dan Türkiye’ye doğrudan ithal ediliyor. Eğer modanın tepesinde kalmak istiyorsanız kulağınıza fısıldayayım: Los Angeles’da şu günlerin moda estetik ameliyatı, vajina ve büyük dudakların yeniden yapılandırılmasıymış.

Seçmece Sanat: MoCA (Los Angeles), Takashi Murakami retrospektifini açtı. Ben, bir sanatçı olarak Murakami’nin aşırı ticari hallerinden rahatsız oluyorum. Daha önce gördüğüm calismalarından da pek etkilenmemiştim. Doğrusu sergiye oğlumun hatırı için gittik. Hakikaten bir tüccar havası var ancak bazı çalışmalarını çok çok beğendim. Özellikle birkaç tablosunu. Ancak bir bölüm konulmuş ki, hayretler içinde kalır, ciddiye mi alayım, yoksa bir şaka mı bu diye apışıp kalırsınız. Serginin ortasında bir oda, odada Murakami’nin Louis Vuitton için yarattığı çantalar. Herbiri 300 Dolar’a, şekerleme gibi satılıyorlardi. Ne denir? Sanatçının para kazanması güzel şey. Moral verici şey. Yaşadığı toplum için güzel şeyler söyleyen birşey. Ama sergisinde kadın çantası satarak milyonları kırmak? Bilemiyorum.

Oğlum Anatol, her zamanki gibi, müzede gözüne dört beş heykel kestirdi ve neresine gidersek gidelim, bir süre sonra bizi peşine takarak labirent gibi koridorların içinde, beğendiği şeylerin önüne getirdi! Sonra bana açıklamalarda bulundu ve bazı sorular sordu. Daha çok içinde kırık şeyler olan resimleri beğeniyor: Picasso! Hatta müzeye girerken, Picasso var mıymış diye soruyor ama sanırım zevki yavaş yavaş genişliyor. Üçbuçuk yaş için fena değil.

Murakami’nin cinsel içerikli birkaç eseri de vardı ama biz böyle şeylerden rahatsız olmayız. Ayrıca çizgi filim çalışmaları da var. Anatol Japonca bilmiyor tabii, alt yazı da okuyamaz ama konuları ve olanları gayet iyi anladı ve çok eğlendi.

Murakami’nin bu sergisiyle kafam daha da karışmış oldu. Böyle yetenekli bir adamın pazarcılık oynamasına ne gerek var? Ama bazen zevk ve yetenek birarada gelmiyor insanlara. Bu da açıklaması olmalı.


Tags: Elele/ Los Angeles'dan Mektuplar

1 response so far ↓

  • 1 tesettur giyim // Jan 11, 2013 at 7:50 pm

    Her kadın güzeldir değil mi.

Leave a Comment