Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Hindi, Çam ve Başka Şeyler:

January 1st, 2006 · No Comments

Bu yıl yılbaşı yazısı yazmayacağım. Yılbaşı kutlamalarını pek sevemedim ben. Yılbaşı çok geç saatte geliyor bana kalırsa. Saat 10 oldu mu yılbaşı gelmeli. Saat onikiye kadar fazla yemekten şişmiş mideyle, uyku bastırmış halde gülümsemeye çalışmak, ellerde ziller, kalça kıvırtmak zor. Bir yılbaşı gecesinden daha sağ salim çıkıp, mide kaynamalarıyla boğuşurken üstüne umutlarla dolu bir yılbaşı yazısı yazmak daha da zor! Tüm bu sebeplerden ötürü, bu yıl yılbaşı yazısı yazmayı protesto ediyorum!

Şampanyalar, hindiler… Bizim milletten başka yılbaşında hindi yiyen başka millet var mı, bilmem. Hristiyan gelenekte Aralık ayının yirmibeşinde kutlanan Noel ile yılbaşı kutlamalarını birleştirdiğimizden olsa gerek. Amerikalılar hindi yiyor diye biz de yiyoruz. Ama biz yılbaşında yiyoruz. Başka milletlerde yılbaşı ağacı da yok. Olan Noel ağacı. Noel İsa Peygamber’in doğumgünü olduğuna göre, çam ağacının da Hristiyanlık dinine başka kaynaklardan geldiğini tahmin edersiniz. Bugünkü İsrail’de, Betlehem’de kaç çam ağacı var ki altında bir peygamber dünyaya gelecek? Belki de seneye yılbaşı ağacını palmiyeden yapmalı. Ve hindi yerine hamsi yemeli.

Yabancı menşeili olmalarına rağmen, yine de hindisiyle ve çam ağacıyla kendimize göre güçlü bir yılbaşı kültürü geliştirmişiz demek ki. Hediyeleşmemiz de Türkler’e mahsus. Şampanyayı patlatmadan önce rakı kadehlerini tokuşturmamız da. Maksat gönüller bir olsun, yeni yıl bahane.

Saat tam onikiyi vurduğunda neden düdükler çaldığımızı, kafamıza en tuhaf kağıt şapkaları geçirdiğimizi ve şampanya patlattığımızı merak eder dururdum. Onun da bir cevabı varmış. Şu insanoğlu hiçbirşeyi durduk yere yapmıyor, hepimiz binlerce yılın “var olma” yükünü taşıyoruz. 2006’ya girerken avaz avaz bağırdınız, çılgınlar gibi tepindiniz ve düdük öttürdüyseniz, kendinizden çok ama çok önce yaşamış atalarınızın bir inancından ortaya çıkan bir geleneği yerine getirdiniz: kötü ruhları kovmak! Ne denli gürültü çıkarttıysanız o denli uzaklaştırdınız kötülükleri. Pırıl pırıl bir yeni yıla başlamak dileğiyle.

Bildiğimiz kadarıyla aslında 4000 yıldan beri yeni gelen yılı kutluyoruz biz. Babilliler yeni yılı ilkbaharda, doğanın uyanmasıyla kutlarlarmış. 11 gün, 11 gece ziyafetlerle, eğlencelerle dolu partiler verirlermiş. Masalarını çeşit çeşit av etleri, bal, yemiş ve bira ile donatırlarmış. Her yeni yıl kendimize yapacağım diye verdiğimiz sözler de modern hayatın bir müthiş buluşu değil. Kalıntılardan anlaşıldığı kadarıyla Babilliler de her yeni yıl gecesi verilen ve iki günde bozulan sözlere aşina imişler. Bu sözlerin arasında rejim yapmak, sigarayı bırakma var mıydı, bilmiyorum. Ama Babil’in ahlaki yönden kötü ününe bakılırsa onların da terk etmek istedikleri birkaç kötü alışkanlıkları olsa gerek.

Antik Yunanlılar Şarap Tanrısı Diyonizos’u sembolize eden bir bebeği sepete koyup dolaştırırlarmış yeni yıl gecesi. Yine doğanın dirilişini kutlamak adına.

Romalılar sayesinde yeni yılı Ocak ayının birinde kutluyoruz. Kışın tam ortası, dirilen doğayı değil kutlamak, güneşin altında kızarmış domates hayali kurmak bile mümkün değil. Ama kışın da yenileyici bir yanı var herhalde. Baharda uyanmak üzere kardan battaniyesinin altında uykuya dalan doğa, sıcak bir odada dostla paylaşılan sahlep, ailecek oturma odasına getirilen yastık, battaniye altında seyredilen film… Annemin yaptığı acılı nefis kapuska… Belki yeni yıl gecesi değil ama yeni yılın kendisini seviyorum ben. Ve sonunda farkettim ki, yine bir yeni yıl yazısı yazmadan edemedim. Hepinize aileniz ve dostlarınızla paylaşacağınız mutlu ve sağlıklı bir yeni yıl diliyorum.

Tags: Lezzet/ Peynir Gemisi

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment