Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

İnsan Tabloları:

October 8th, 2008 · No Comments

Amerika’da ne görsem şaşırmıyorum. Hele California’da, hiç şaşırmıyorum! Amerika’nın en önemli güçlerinden biri, acaiplik yapanlara şaşırılmaması herhalde. Böylece acaiplik yapma özgürlüğünüz doğuyor. Acaipliklerden de bir harika çıkması mümkün. Bir acaiplikten bir harika filizlense, bir millete yeter de artar bile!

Bütün Amerika’yı, elinize acaiplikler rehberi alıp, karış karış dolaşmanız mümkün. En büyük ayakkabı ev, en büyük inek heykeli, çer çöp bina, en fazla Noel ışıklı ağaç… Bunlardan birkaçını görmüşlüğüm var, ama insandan oluşturulan tablo ve heykelleri hiç görmemiştim. Çok şey kaçırmışım!

Avrupa kültüründe, bazı başka kültürlerde de olduğu gibi, sahneleme denilen birşey var. Mesela İsa’nın çarmıha gerilme sahnesini yeniden yaratmak gibi. İnsanlar, dini günde o sahnede bulunduğu düşünülen tarihi kişiliklerin kılıklarına giriyor ve bir “sahne” oluşturuyorlar. Sadece sahnelemekle kalınmayıp, oynanan sahneler de var.

Amerika’da, benim seyrettiğim ve yaklaşık 75 yıldır her yıl, yazın iki ay yapılan şey ise farklı. Bu sahnelemenin dinle, inanışlarla hiç ilgisi yok. Büyük, çok büyük bir açık hava tiyatrosunda, aşağıda orkestra müziği, sahne kenarında metni okuyan tiyatrocular eşliğinde, yüzlerce ama abartısız yüzlerce gönüllü kılıklara girip, ünlü tablo ve heykelleri sahneliyorlar. Yahu, bunun seyredilecek nesi var demeyin. Bu insanlar bir milim mi kıpırdamaz? Burunlarına sinek konmaz mı? Hapşırmak istemezler mi? Esnemezler mi? Vücutları 90 saniye o pozisyonlarda kramplara girmez mi? Girmiyor işte. Girse de biz görmüyoruz. Yaşayanı yaşamayandan ayırt etmek hemen hemen mümkün değil. Işıklar kararıyor, bir bakıyorsunuz Toulouse Lautrec’den bir afiş! Sahne yine kararıyor, karşınızda Roma çeşmeleri! Biletleri aylar öncesinden satılan bu gösteriyi görmek, Amerikan bilmecesini çözmeye bir gıdım daha yaklaşmak herhalde!

Seçmece Sanat: Alman sanatçı Arnie Geller, Vücutlar adlı, Türkiye’de asla gösterilemeyecek olduğunu tahmin ettigim bir sergiyi, Amerika, Asya ve Avrupa’nın birçok kentinde, aynı anda açmıştı. Sergi, adı üstünde, ölü insan vücutlarını sergiliyor. Vücutlar, plastisizyon denilen bir teknikle korumaya alınıyor, derileri sıyrılıyor, kasları açılıyor ve sanatsal bir biçimde insan vücudunun mekanizmasını ortaya koyacak şekilde sergileniyorlar. Vücutların bazısı sanatçıya sahipleri tarafından hibe edilmiş. Bu vücutlarla kimsenin bir problemi yok. Ancak bazı diğer vücutlar, Çin Hükümetinden, hapishanelerde ölenler veya kimsesi olmayan ölüler olarak alınmış. Bu konuda Amerika’da büyük hassasiyet var. Bunlar haksız yere idam edilmiş insanlar mı? Hükümet tarafından öldürülmüş insanlar mı? Sahipsiz vücutlar, yaşarken kendilerine sorulsaydı vücutlarını hibe ederler miydi? Çinliler’in batıl inançlari çok olan insanlar olduğu, ölü vücutlarıyla ilgili birçok boş inançları oldukları biliniyor. Öyleyse, bu insanların vücutları kime aittir?

Sergi Amerika’nın bazı şehirlerinde büyük tepkiler aldı. Neyse ki Los Angeles bu şehirlerden biri değil. Ve tabii ben de oğlumun elinden tuttum, kalktım sergiye gittim.

Sergideki vücutların bazen anlamsızca bir sanatsallık peşinde, artistik pozisyonlara sokulduğu bir gerçek. Sanırım sadece parçalanmış ve sergileniyor olsalar benim için daha doğru olurdu. Ancak benim ölü vücuduyla ilgili bir batıl inancım olmadığı için, vücutları incelemek hiç de rahatsız etmedi. Hatta oğluma açıklamalar yapmaktan zevk aldım. O da şimdi takır takır sayabildiği birçok kemik, kas ve organı bu sergi sayesinde öğrenmiş oldu.

Doğrusu, vücudumu bu sergiye bağışlayacak değilim. Zaten bütün organlarım, organ bağışıyla ihtiyacı olan insanlara gidecek. Ancak sergi sırasında vücutlar kadar ilgiyle seyrettiğim seyircilerden de anladım ki, insanlar kendi vücutlarını tanımıyorlar, içinde neler olup bittiğini görmek istiyorlar. Sırf bu sebeple, vücutlarını sergiye bağışlamış insanları takdir ediyorum. Yine de o Çinli insanların, eğer hakikaten idam edilen kişiler idiyseler, hangi politik düşünceden, hangi konuşma özgürlüğü ihlali hükümlerden idam edildiklerini bilmek isterdim.

Sahne Tozu: Siz bu satırları okurken, ben sezonun son konserini tamamlamış, belki Türkiye’ye gelmiş, tatilimi yapıyor ve simidimi yiyor olacağım. (Görüldüğü üz’re, ilk bahsini açtığım şey anam, babam değil, simit! Simit böyle birşey işte. Gücüne karşı koymak zor!!!) Son konserimizi Lavanta Festivali adı altında düzenlenmiş, lavantayı ve sanatı kutlayan bir festivalde yaptık. Festivali düzenleyenler Koreliler. Seyircilerin de büyük bölümü Koreli’ydi tabii. Sırf bu festivali seyretmek için Kore’den toplanıp gelmiş bu insanların çoğu İngilizce bilmezken, pekçoğu, seslendirdiğim aryaların sözlerini dahi kelime kelime biliyor, ben söylerken dudaklarını kıpırdatıyorlardı! Bu nasıl bir genel eğitimdir diye sormadım. Koreli pek çok sanatçı, klasik ve folklorik müziğin Kore’de ne kadar saygı gördüğü, sevildiği ve çocuklara öğretildiğini bana defalarca anlatmıştı zaten.

Ciddi ve Gayri Ciddi İstatistikler: Amerika’da 391 adet ulusal park var. Bunların hepsinin toplam yüzölçümü yaklaşık 84 milyon acre. Bir hektar, yaklaşık ikibuçuk acre’dir. Bu parklarda yirmibin kişi ücretli, yüzkırkbeşbin kişi gönüllü çalışıyor. Bu parklar, doğa harikaları sayılan yerler, tarihi alanlar, tarihi anıtlar, tarihi savaş alanları, askeri parklar, doğa harikası sayılan okyanus, nehir ve göl kıyıları… Bu parkların tamamına ayrılmış toplam bütçe, yaklaşık iki milyar Dolar’dan biraz fazla.

Tags: Elele/ Los Angeles'dan Mektuplar

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment