Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

İnsanın Canı Ne ister?

May 9th, 2013 · 1 Comment

Geçen gün elime yeni basılmış bir kitap geçti. Bir yemek kitabı sayılmaz ama anı kitabı da değil. Belki bir çeşit belgesel demeli. Belgesel anı ve yemek kitabı!

Yazarı Rafram Çaddad adlı bir fotoğraf sanatçısı ve amatör aşçı. 2010 yılında Libya’daki terkedilmiş sinagogların ve Yahudi mezarlıklarının fotoğraflarını çekmek için gizlice ülkeye girmiş ve tabii çok geçmeden tutuklanıp casusluk şüphesiyle hapise atılmış. Kitap hapiste çektiği işkencelere, verilen yemekler ve Lübnan Mutfağı sayesinde nasıl dayandığı! Tuhaf ama gerçek. Hapisteki zor zamanlara, yediği yemeklerin verdiği yaşama sevinciyle tahammül ettiğini anlatıyor.

Libya’daki bu macerası sırasında sadece fotoğraf çekeceğini değil, nefis Arap yemekleri de yiyeceğini düşünmüş Çaddad. Tunus doğumlu, Arap kültürüyle içiçe büyümüş. Annesi evde Arap yemekleri yaparmış. Yahudi olmalarına rağmen, evde Arapça konuşulurmuş. Bizler gibi Arap Mutfağı’nın detaylarını bilmeyenler için bütün Araplar aşağı yukarı aynı yemekleri yiyorlarmış gibi. Oysa örneğin Tunus yemekleri, hem Afrika Kıtası, hem de Akdeniz’de olması sebebiyle zeytinyağ, domates, bolca meyve, koyun eti ve deniz ürünleriyle süslü, renkli, sağlıklı ve neşeli yemeklerdir.  Tarih boyunca Fenikeliler, Romalılar, Türkler, Fransızlar ve Berberiler’in etkisinde kaldığından , tatlar da birçok farklı mutfağın etkisinde kalmış. Libya yemekleri ise yine Akdeniz ‘in etkisiyle “güneş mutfakları”ndan biri- ya da benim kendi deyişimle “neşeli mutfaklar”dan, ancak tavuk daha bir önde, yemekler biraz daha karbohidrat ağırlıklı. Mısır’dan biraz daha etkilenmiş bir mutfak.

Çaddad, Libya’da yaşayan bir hahamdan sinagog ve Yahudi mezarlıklarını fotoğraflamak üzere davet aldığında, İsrail ile Libya arasında diplomatik bir ilişki olmadığından dolayı, diğer Arap ülkelerine uçarak giriş yapmış. Daha önce hiç bulunmadığı bu ülkede yemek merakını gidereceğini düşünmüş; ancak Libyalılar Tunuslular veya diğer Arap milletlerden farklı olarak, Cuma günleri dışında pek dışarıda yemek yemezlermiş.  Restoranlar hemen hemen sadece yabancılara hizmet ediyormuş. Dolayısıyla da yemekler biraz “turist menüsü”, Libya’da evlerde yenen yemekler değil, kebap, pilav cinsi sıradan ve pek de lezzetli olmayan şeylerdenmiş. Fotoğrafçı, tarihin unutulmuş zamanlarından 1940 yılına kadar Libya topraklarında yaşayıp da terkeden yaklaşık otuzyedibin Yahudi’den kalma binaların fotoğraflarını çekerken yakalanıp hapse girince, esas Libya Mutfağı’nı kodeste tadacağını tabii ki tahmin edememiştir!

Bana restoranlarda bir türlü tadamadığı Libya yemekleri konusu, çok uzun zaman önce çıktığımız Karadeniz gezisini hatırlattı. Restoranlarda yerel yemekleri bulmak ne yazık ki hemen hemen imkansızdı o zamanlar. Varsa yoksa Karadeniz pidesi, yemek saatini sokakta karşılamak zorunda kalmış erkekler ve biz turistler için işleyen, pek ruhsuz yemekhaneler gibiydiler. Neyse ki birkaç yer yerel Karadeniz yemekleri yapıyordu, yoksa moral bozukluğundan ağlayacak hallerdeydim!

Çaddad, hapiste yediği dayaklar arasında gardiyanlarla konuşmalarında, yemek en  zararsız konu olduğundan, anneleri, eşleri evde ne yemekler yapar, onları sorar, tariflerini alır olmuş. Gardiyanlar ara sıra insafa gelip ona yemekler taşımışlar. Bazen semsert deve eti, bazen acılı, yağlı, nefis bir çorba, et soslu makarna, kuskus, taze fasulye yemeği. İsrail araya girip onu hapisten kurtarana kadar yaklaşık 17 kilo kaybetmiş, tek başına tutulduğu hücreden sapsarı bir benizle, zayıf bacaklarla çıkmış ama başına gelenlerden de bir kitap oluşturmayı başarmış.  Beni en çok etkileyen bölümü, çektiği zorluklara dikkatini ve ilgisini yemeğe vererek, elinden geldiğince Libya yemek kültürünü öğrenmeye çalışarak dayanmış olması. Yemek sadece bedenin değil, ruhun da gıdası.

Tags: Lezzet/ Peynir Gemisi

1 response so far ↓

Leave a Comment