Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Kısa Hikâyeler – Başkalarından

February 3rd, 2011 · 1 Comment

Dandik bir kasabada doğmuşum. Hayattan ilk tekmeyi, dibe vurduğumda yedim. İnsan itile kakıla sopa yemiş köpeğe dönünce hayatının yarısını yaralarını gizlemeye çalışmakla geçiriyor.

Kasabada biraz birşeylere karıştık, ceza olsun diye elimize silah tutuşturup yaban elde savaşa yolladılar. Düşmanı öldürelim diye. Dönüşte rafineride iş aradım. “Benim elimde olan birşey olsa hemen alırdım seni işe ama…” dedi adam.

Muharip Gaziler Derneği’ne gittim. “Oğlum, anlamıyorsun,” dediler.

Düşmana karşı omuz omuza savaştığımız bir silah arkadaşım vardı. O öldü kaldı oralarda, öbürleri hala savaşıyorlar. O taraflardan bir kıza aşık olmuştu da bana kızın kollarında çektirdiği bir fotoğrafını yollamıştı.

İçeride, mahpushanenin gölgesinde, dışarıda, rafinerinin ışıkları altında 10 yıldır yanmışım ben. Kaçacak yerim yok, gidecek yerim yok…

Türkiye’de doğmuşum ben. Yoklara karışmışım ben.  Türkiye’de doğmuşum ben.

……….

Bu sabah, sen kapımı çaldığında dedim ki: “Hoşgelmişsin Şeytan. Yola çıkma zamanıdır.” Ben ve Şeytan yanyana yola çıktık. Benim karıyı bir temiz dövmeye. Ta ki doyana kadar.

Karı dedi: “ Neden aldatmayacak mışım? Oh canıma değsin. Kara toprağın derinliklerinde saklanan o şeytani ruhun işi olmalı! İstersen beni öldür, cesedimi yol kenarına göm. Ben öldükten sonra nereye gömüldüğüm umurumda bile değil! Ruhum da oradan bir Kamil Koç’a atlar, yoluna gider. ”

………..

“O şey” gökyüzünden düşüverdi. Karamanlar’ın biraz ötesine. Mehmet Emmi traktöründen düşeyazdı. Gözlerine inanamadı! Yerde sırtüstü aha öldüm ben diye düşünüp tir tir titredi. Sonra avaz avaz bağıra çığrına köye kadar koştu: “Gökyüzünden bişey düştüüüü!!!!”

Kalabalık toplaştı. Bilimadamları bataklık gazıdır dediler. Biri çıkıp Mars’tan gelmiştir, vergilerini arttıralım diye bağrındı. Diyanet İşleri “Kıyamet Günü,” dedi. Hollywoodçular filmini yapmak istedi. Köşeyazarının biri Ergenekon’un işidir diye tutturdu. Her taraftan gazeteciler akın akın geldiler. Emmim Mehmet şöhret oldu. Kanallar, seni tartışma programlarına yıldız yapacağız dediler. Cumhurbaşkanlığı Köşkü “o şeyi bizim salona alalım” istedi. Ermeni Patriği “o şey bizimdir ama,” diye söylendi. “Yoook öyle şey,” diye cevap verdi Emmim. Bu şey benimdir ama 12 milyon papel basana satarım.

“O şey” gökyüzünden düşüverdi. Karamanlar’ın biraz ötesine. Mehmet Emmi traktöründen düşeyazdı. Gözlerine inanamadı! Yerde sırtüstü aha öldüm ben diye düşünüp tir tir titredi. Sonra avaz avaz bağıra çığrına köye kadar koştu: “Gökyüzünden birşey düştüüüü!!!!”

…………….

Geçen gün oğlum doğdu. Normal, sağlıklı. Ama kaçırmamam gereken uçaklar, ödemem gereken  faturalar vardı. Ben uzaktayken yürümeyi öğrendi. Daha ne olduğunu anlamadan konuşmayı söktü. Büyürken hep “Babacığım, büyüyünce senin gibi olacağım,” deyip durdu.

Kedicik beşiğinde, gümüş kaşık.

Oğlan üzgün, babası Ay Dede’de, yazık.

“Babacık, eve ne zaman geleceksin?”

Ninni.

Bilmiyorum ama en kısa zamanda, oğul. O zaman o kadar çok eğleneceğiz ki seninle!

Geçen gün oğlum 10 yaşını bitirdi. “Bana top aldığın için teşekkür ederim,” dedi. “Gel babacığım, oynayalım! Bana nasıl atılır, öğretir misin?”

Yok, dedim, şimdi olmaz. Yapacak o kadar çok işim var ki!

“Pek, babacığım, dedi. Gözleri ışıl ışıl.

Geçen gün üniversiteden döndü benim oğlan. Erkek olmuş, maşaallah! “Seninle gurur duyuyorum oğlum,” dedim. “Gel otur yamacıma, sohbet edelim.”

“Arabayı ödünç alabilir miyim diye soracaktım,” dedi. Gözleri ışıl ışıl. “Sonra görüşürüz.”

Büyürken hep “Babacığım, büyüyünce senin gibi olacağım,” deyip durdu.

Kedicik beşiğinde, gümüş kaşık.

Oğlan üzgün, babası Ay Dede’de, yazık.

“Oğulcuk, eve ne zaman geleceksin?”

Ninni.

Bilmiyorum ama en kısa zamanda, baba. O zaman o kadar çok eğleneceğiz ki seninle!

Ben emekli olalı çok uzun zaman oluyor. Oğlan uzaklarda biryere taşındı. Geçenlerde aradım. “Seni çok göresim geldi be oğul,” dedim. “Ben de seni çok seviyorum babacığım,” dedi. Sesi ışıl ışıl. “Görüşmeyi ben de çok isterim! Ama biliyorsun, şu yeni işim çok zorlu. Çocuklar da grip. Seninle konuştuğuma çok sevindim!”

Telefonu kapatırken anladım ki, büyüyünce aynen benim gibi olmuş. Oğlum büyüyünce aynı ben olmuş.

Büyürken hep “Babacığım, büyüyünce senin gibi olacağım,” deyip durdu.

Kedicik beşiğinde, gümüş kaşık.

Oğlan üzgün, babası Ay Dede’de, yazık.

“Oğulcuk, eve ne zaman geleceksin?”

Ninni.

Bilmiyorum ama en kısa zamanda, baba. O zaman o kadar çok eğleneceğiz ki seninle!

………….

Okuyucuya hainlik ettim. Yukarıdaki kısa öykülerin aslında şarkı sözleri olduğunu baştan yazmadım. Ola ki okuyucunun rock müziğe veya edebi değer olarak şarkı sözüne ve hatta belki de Amerikan kültürüne bir tiksintisi vardır da, okuduklarını bakirane sindirmekte zorluk çeker diye. Okuyucuya şarkının- öykülerin?- millet ve dil ve din ve hatta kültür demeden dokunaklığını hissettirmek için oldukça geniş bir çeviri yaptım. Çeviriden çok uyarmala!

İlk hikayedeki asker bir Türk genci olabilir mi? Kürt olabilir mi? Neden olmasın? İkinci hikayedeki kadın, kendisini öldüresiye döven sevgilisine böyle babalanabildiğine göre, feleğin çemberinden geçmiş olmalı. Belki de canına tak etmiştir adamın kıskançlığı. Ölümü de göze almıştır. Varoşlarda sırtımızı döndüğümüz kadıncıklardan olmasın? Belki de üniversite sıralarında mürekkep yalamıştır. Hayat bu, hiç belli olmaz. Üçüncü hikayenin kahramanı modern bir fenomen. Kişiler bizim medya budalası, herşeyi sahiplenen, herkesi suçlayan, hemen havaya giren  milletimize ne de çok benziyorlar! Hikayenin sonunu öğrenemiyoruz. Ama çok da mühim değil. Komedi ortada. Sonuncusu hayat gailesine düşen babanın, büyüyünce aynı kendisi gibi olan oğluna ağıdı. Belki çocuklarımızın aynı bize benzemesinde o kadar da övünülecek birşey yok. Türk’ün de başına gelebilir, Amerikalı’nın da, Çinli’nin de, İspanyol’un da.

Büyük bir söyleyişden esinlenerek: Edebiyat nerede olursa olsun gitmeli. Daha da ileriye gitsem mi? “Gel, gel, yine de gel! Rockçı olsan da, rapçi olsan da, arabeskde yoğrulsan da, türküyle kaynasan da gel! Edebiyat çeşmesinden içmeye.” Bazen en dokunaklı öyküler, en kısa, bası yüklü, baterisi bol, çığlık çığlık şarkıların içine gizlenmiş oluyor. Hele hele benim gibi bir öykü uğruna olmadık yerlere giden, olmayacak kimselere başvuran bir kısa öykü hastası için ne nadide define sandıkları o şarkılar!

1-    Born In The USA- Bruce Springsteen

2-    Me And The Devil- Robert Johnson

3-     It Came Out Of The Sky- Creedence Clearwater Revival

4-    Cat’s In The Cradle- Harry Chapin

Tags: "Yitik Ülke" Dergi

1 response so far ↓

  • 1 serhamza // Mar 14, 2013 at 10:34 pm

    ilginç oldu sabah sabah, ben hikayelerin tümünün Türkiye semalarından olduğunu sandım, insanlık hep aynı dili mi konuşuyor nedir ya da her olumsuz durum bizim başımızda mı sanıyoruz ?

Leave a Comment