Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Metro’da Stres Ölçtürmek!

May 9th, 2005 · No Comments


Bitmek tükenmek bilmez metro tünellerinin birinde sanki pis kokular, dayanılmaz sıcak ve kalabalıklar yetişmiyormuş gibi, bir de birkaç aydır isteyene “Stres Testi” uygulayan bir grup tuhaf insan türedi. Kurdukları küçük masaların üstünde 1950’lerin bilim kurgu filmlerinden fırlamış kılıklı “Stres Ölçerler”, ellerinde ancak 8 Dolar bağış yaparsanız verecekleri, aslında 80 sentten bir kuruş fazla etmez kitapçıklar, bu insanlar yorgun yolcuya ümit ve din satıyorlar. Dinlerinin adı Scientology. Peygamberleri ünlü bilimkurgu yazarı L. Ron Hubbard. İnananları dünyanın en güçlü, önde gelen isimleri, sizin de yakından tanıdığınız Hollywood yıldızları (örneğin Tom Cruise, John Travolta), müzisyenler ( Chick Corea, Beck) Ben her geçişimde yolumu kesen bu misyonerlerden haleti ruhiyeme göre kimi zaman bir ufak gülümsemeyle, kimi zaman kör taklidi yaparak, itiraf edeyim ki kimi zaman da küfürü basarak kurtulmuşumdur. Stresimi ölçtürmekten çekindiğimden değil, stresim ölçüldükçe fırlayacak diye korktuğumdan kaçıyorum Scientologistler’den. Değil kutsal kitabını, bilim kurgu romanlarını okumaktan içim sıkılan peygamberin dininden olsam ne fayda? Kesin elektrik kontağı yaptırırım ben o ölçere!

 

Bu restoranda yemeli: Tibetian Yak Çayınızı tuzlu, pilavınızı şekerli yemek istiyorsanız mutlaka yolunuzu bir Tibet restoranına düşürün. Damak tadı tutucu biri olmadım hiç. Maceraperverliğim beni tanımadığım mutfaklardan yepyeni tadlar denemeye cesaretlendirdi. Merakım sebebiyle birçok kişinin asla denemeyeceği veya deneyemeyeceği yiyecekleri yedim. Tüm bunlardan dolayı dilim biraz yorgundur. Beni şaşırtacak lezzetlere hasrettir. Bu yüzden, garson menüyle birlikte birer fincan çayı masalarımıza bırakınca “acaba özlediğim şaşkınlık bu fincanda mı?” diye düşündüm bir an. Ama içinde tereyağ eritilmiş, tuzlu çayı yudumlayınca şaşkınlıktan da öte bir his yaşadım. Sanki oturduğum yerde bir anda Himalayalar’a gittim, geldim! Bu yepyeni tada şaşırdım, algılamam zaman aldı. Beğendim mi? Bilemiyorum, lezzetine yabancı olan birinin ilk kez ayran içmesi böyle olmalı. Tuhaf ama alışkanlık yapacağı kesin bir içecek… Ana yemek olarak ısmarladığımız birbirinden nefis yiyecek masamızı donatınca kararımı verdim: sanırım ben bu çaya şimdiden alıştım! 5 üzerinden lezzet: 5, fiyat: 5, porsiyon: 5, servis: 5

 

 

Seçmece Sanat: Sergiler, şovlar, bienaller derken aşırı dozdan gideceğim! Üstelik, iyi birşeyin aşırı dozundan gitsem, gözüm arkada kalmayacak ama bu kadar çer çöpü birarada görmek neredeyse modern sanattan soğutacak beni. Anlaşılan sanatçılar da iletişim fazlalığından muzdarip: dünyanın bir ucunda ne yapılıyorsa, öbür ucunda da aşağı yukarı aynısı yapılıyor. Japon sanatçı defter kağıtlarını kırpıp yıldız yapıyorsa, Alman sanatçı da yıldızları defter kağıdı kırpıntısından yapıyor! İngiliz filmci boş sahnede tek başına tango yapan yaşlı bir adamın filmini çekiyor, Hintli filmci tangoyu bir kadına yaptırıyor. Telepatinin bu kadarına da pes derim! Arada birkaç olağanüstü fotoğrafçı, modern sanatın kötü zanaattan öteye geçebileceğini, teknolojiyi yaratan şirketlerin sanatı idare etmesi yerine, kendilerinin teknolojiyi yoğurup sanata dönüştürebileceklerini kanıtlamışlar. Scope ve Diva Sanat Şovları’nda gösterilen yüzlerce, ama yüzlerce sanatçıdan aklımda iz bırakan bu sayılı fotoğrafçı oldu.

 

Tags: New York Günlükleri

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment