Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Mısır’da Mısır

April 15th, 2014 · 1 Comment

 

Laf mumyalardan açılmışken… Lafı kim açtı, ne zaman açtı? Karıştırmayın. Bir konuya ancak böyle atlanır!

Her sayfası nefis lezzetlerle donanmış bir dergide oturup mide bulandırıcı şeylerden bahsedecek değilim. Mesela mumyaların beyninin, midesinin, kalbinin nasıl mumyalandığını buraya detayıyla yazmanın bir anlamı var mı? Yüzlerinizin yavaş yavaş yeşile döndüğü gözümün önüne geliyor! Bir dakika sabredin, inanın sadece takılıyorum size. Bu yazının yemekle, üetelik lezzetli yemeklerle bir ilgisi olacak. Söz.

Mumya yemeği diye birşey duydunuz mu hiç? Eski Mısır’da sadece firavunları, karılarını, hizmetçilerini ve atlarını mumyalamazlarmış; yiyeceklerini de mumyalarlarmış. Her ne kadar bize bugün komik geliyorsa da, bu gelenek sayesinde bu büyük kültür hakkında pekçok bilgimiz var bugüm. Vücut yapılarını, hastalıklarını, neden öldüklerini, tıpta nerede olduklarını ve hatta ne yediklerini bu sayede öğreniyoruz. Tutankamon’un yanında 48 adet tahta kutu bulunmuş. Et, tavuk ve diğer yiyeceklerle dolu! Ancak ne yazık ki bu hayvanları pişirip de mumyalamak mümkün değildi. Zamanın inanışına göre firavun ve bütün hizmetçileri bu uzun uykudan uyanacaklarına göre, elbet o hayvanları pişirecek birileri bulunacaktı.

“Mumya yiyecekler” (tamamen benim uydurduğum bir terim- eğer ki bu yazıyı bir arkeolog okuyorsa lütfen beni düzeltsin) çok dikkatle, aynen firavunun mumyalandığı yöntemlerle mumyalanırmış. İçindeki organlar çıkartıldıktan sonra et tuzlanır veya sakızlanır, yağlanır, mumlanır, kurutulur ve öyle saklanırmış.

Pekiyi, Mısırlılar mumyalamadan ne yiyorlardı? Mısır bereketli topraklar üzerine kurulmuş, çok uzun soluklu bir devletti. Mısırlılar tarım ve hayvancılığı çok iyi biliyorlardı. Buğday, arpa ve daha birçok tahılı, meyve ağaçlarını, sebzeleri o zamanın kılık kıyafetindeki insanlar ve binalar arasında hayal edin. İnek, manda, koyun, keçi, kaz ve domuzlar. Ayrıca avcılık da yapılıyor ve arıcılık da çok iyi biliniyordu. Dünya yüzünde bir çeşit cennet… Ancak baharat yetişmediği için, ithal ediliyordu.

Yenilen en yaygın şey tabii ekmekti. Hatta o kadar çok ekmek yeniyordu ki, komşu milletler onlara ekmekyiyenler lakabı takmıştı. Firavun ekmek malzemelerini kontrol ediyor, bolluk sırasında un yokluk için saklanıyordu. Kedilerin bu kültür için neden bu kadar önemli olduğuna şaşmamak lazım!  Halkın çoğu ekmekle doyduğuna göre, farelere geçit vermek koskoca bir devleti çökertebilirdi.

Koyun, inek, keçiyi daha orta sınıf ve zenginler, tavuğu ve özellikle balığı fakirler de tüketiyordu. İbis hariç her tür kuşu yediklerini biliyoruz. İbis kutsal olduğu için yenmiyordu. Sebze çok çeşitliydi. Bugün pazarda alışveriş yapan birini o günlere ışınlayacak olsak çok yabancılık çekmeyecek, hatta oldukça sağlıklı beslenmeyi başaracaktır. Meyveleri, bakliyeti kurutuyorlar, bunlardan çeşit çeşit yemekler yapıyorlardı. Şeker bilinmediği için, tatlandırıcı olarak bal kullanılıyordu. Kuyu suyu dıışında içtikleri içecek biraydı. Çok büyük miktarda bira içtiklerini, işçilerinin piramitleri yaparken birayı bir ödeme şekli olarak kullandıklarını biliyoruz. Zenginler şarap da tüketiyordu. Sütten yoğurt, kaymak ve tereyağ yapıyorlardı. Üçbin yıllık devlette sadece birkaç kez açlık olduğunu tarih yazıyor. Halkın karnının zor zamanlarda tok olmasının garantisi firavun ve dikkatli bürokratik planlamaydı. Mısır boşuna tarihe adını altın harflerle yazdırmmaış! Bir medeniyet sadece savaşlarla değil, halkının da nasıl rahat bir hayat yaşadığıyla da tarihe geçiyor. Üçbin yıl, dile kolay!

Gelelim bizim mini yarışmamıza! Geçen ay tartüf nedir acaba diye sormuştum. Ayın 8’ine kadar gelen doğru cevaplardan biri Şehri Sever, diğeri Leyla Kortun’dan! Tartüf çok değerli, kokusu izah edilebilir gibi olmayan, rendelenerek veya tereyağ veya zeytinyağa kokusu, tadı geçirilerek kullanılan muhteşem bir mantardır. İzmir’den Şehri Sever bir öğretmen. Sanatçı ruhunu resim ve yemek yaparak besliyor. Yemek yaparken müzik dinler, o sırada bambaşka yerlere gider, mutfağı bir sahneye, kendisi beş yıldızlı otel aşçısına dönüşür, o sırada dünya yıkılsa farkında olmazmış. Gerçek bir öğretmene yakışır şekilde, yeni tatlara da açıkmış. Leyla Kortun da bir öğretmen! Emekli İngilizce öğretmeniymiş ama bazı mesleklerden emekli olunmuyor. Öğretmenlik de bence öyledir, önüne öğrenmeye hevesli biri çıktı mı yine öğretmen olunur. Kendisi annesini erken kaybettiğinden, yemek yapmayı kitaplardan öğrenmiş. Misafirlerine sunduğu ilk yemek dalyan köfte ve fındıklı kek. Sırf yaylada taze meyvelerle yaptığım turtaları yemek için ziyaretime gelen arkadaşlarım var diyor ama bence onlar biraz da tatlı dil ve güzel sohbete geliyorlardır.

Bu ayki soru: Sakalaçarpan nedir?  Cevapları: info@elifsavas.com adresine, en geç ayın 8’ine kadar yollayın!

Tags: Lezzet/ Peynir Gemisi

1 response so far ↓

  • 1 Cabir Alacatli // May 16, 2015 at 1:16 am

    Elif Hanım;
    “Büyükler için 17 masal” kitabınız elime ulaştı. Okumaya çalıştım. Maalesef çok fazla sayıda imlâ hatası var. İkinci masaldan öteye gidemedim. Özellikle satır sonlarında kelime bölerken heceyi de bölmüşler. Örnek: 16.cı sayfada alttan 7.ci satır sonunda “çi”, alttan 6.cı satır başında ise “ğner”kısmı var. Böylece çiğ hecesini “çi” ve “ğ” olarak bölmüş oluyorsunuz; yani okunmaz hale geliyor. 6.cı satırın başından başlayarak okursanız, “ğner,” kelimesiyle karşılaşıyorsunuz. Bu da yazıyı okunmaz kılıyor. Bu hata hemen her sayfada var. Yani bu kitap ölü doğmuş. Düzeltiyi yapan Eylül Duru’nun bu işi öğrenmesi gerekiyor.
    Saygılarımla
    Cabir Alacatlı

Leave a Comment