Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Son Moda Fetus:

November 1st, 2004 · No Comments


 “6 haftalık hamileyim, geriye doğru sayınca o günlerde sıkça şarap içtiğimi hatırladım! Ya bebeğim sakat olursa???? Aranızda bu konuda bilgisi olan var mı?” Yeni Hamile

“Öncelikle tebrikler! Hiç korkma, sağlıklı bir bebeğin olacağından eminim. Herkesin dediğine bakarsan soluduğumuz havayı bile dezenfekte etmemiz lazım. Ben hamileliklerim boyunca her akşam bir bardak şarabı eksik etmedim: üç çocuk, üçü de birbirinden sağlıklı. :o)” Koca Anne

“Sakın Koca Anne’nin dediklerini dinleme! Bir bardak alkol bile çok tehlikeli! Koca Anne’nin çocuklarına devlet el koymalı!!!!” Anonim318

“Anonim318, cesaretin varsa gerçek ismini veya lakabını yazarsın! Doktorlar her gün başka şey idda ediyorlar. Hem, sen kimsin ki çocuklarımın elimden alınmasını istiyorsun?” Koca Anne

“Sizin köyde iddia ve hergün boyle mi yazılıyor? Yeni Hamile, sen doktorunu dinle, ayrıca sakın suşi, pastorize edilmemiş sütten yapılmış peynir ve salam yeme.” Anonim318

“Köylü sensin! Ben New York’ta doğup büyüdüm, sen herhalde Teksas’tan yeni taşındın! Gerzek!” Koca Anne

“Salaaak!”

“Aptal!!!”

“Arkadaşlar, yakışmıyor…”

“Sen sus, ahmak!”

“?….” *

 

(* Craigslist.org adlı New York merkezli bir anne-çocuk sitesindeki yazışmalardan alıntı.)

 

New York’un ne hamilelik, ne de bebek trendlerine yetişmeye imkan var! Hamilelere bir gün üç öğün ton balığı yedirip ertesi gün balığın içinde ağır metaller varmış diye testlere sokuyorlar. Sokakta elinizde kahveyle yürüyorsanız etrafın sorgulayan bakışlarının altında ezilmekten kurtulamıyorsunuz. Sebep: kafein çocuklarda ADD denen rahatsızlığa yol açıyor…muş… bu hafta. Bu haftanın bir diğer trendi saatlerce danalar gibi böğürseniz de sezaryen olmamak. Hatta epidurali bile kabul etmemek. Ve hatta ebeyle evde doğum yapmak! Ben epiduralin etkisiyle daldığım 10 saatlik uykumdan bebeği itme zamanı geldiği için tatlı tatlı uyandırılırken, yan odadaki kadın sancıdan avaz avaz bağırıyor ve  aynı zamanda yeri göğü inleterek anesteziyolojisti odasından kovalıyordu. Anesteziyolojist odama girdiğinde acıklı bir ifade ile bu sanatı insanlara yardım etmek, acılarını dindirmek için öğrendiğini anlatıyordu doktoruma. “Neden,” diye soruyordu, “Neden modern tıbbı reddediyorlar?” Kadıncağızın rencide olmuş gururunu onarmakta bir payım olsun diye biraz daha uyuşturucu enjekte etmesini rica ettim. Gözlerindeki mutluluğu görmeğe değerdi. Eski modayım ben vesselam, trendler diğerlerinin olsun!

 

(Yine de geri  kalan üç saat boyunca ıkınırken, nöbeti devralan anesteziyolojisti beni rahatlatması için ikna edemedim. Son moda yüzelli dolarlık Village saç kesiminden anlamalıydım lafımı dinlemeyeceğini.)

 

Bazı konularda modanın kuyruğunun peşinde koşan köpekler gibi daire çizdiği doğru. 1950’lerde hazır süt tabu sayılırken 1960 ve 70’lerde anne sütüyle beslenmiş olan tek New Yorklu bulamazsınız ortalıkta. Şimdi anne sütü yine revaçta. Yine o zamanlar dine bakılmadan, sağlık sebepleri öne sürülerek bütün erkek bebekler sünnet edilmiş, şimdi pipisini rahat bırakıyorlar oğlanların. Ama dedim ya, ben eski modayım. Bebeğim hazır sütle besleniyor. Sünnet derisini de hayattaki ikinci gününde hastahane odasında bıraktık.

 

Yerine getirmediğim daha pekçok moda oldu. Hamileliğim sırasında suşi barlarından (Burada suşi yenen restoranta suşi bar deniyor. İçinizi serin tutun, hiç alkol almadım dokuz ay boyunca.) çıkmadım (çiğ balık!), bulabildiğim en tuhaf Fransız peynirlerini yedim (çiğ süt!), kendimi çok yordum (doğumdan bir gün önce en son gittiğim yer asansörsüz bir binanin 6, katında Bush’a karşı düzenlenen protesto partisiydi). Yaptıklarımın hiçbirini tavsiye etmem; Anatol İnjera Bebek daha üç günlükten itibaren sokak arar oldu, önümüzdeki ay Rokfor peynir yiyeceğim diye tutturursa da hiç şaşırmayacağım. Eh, kendi düşen ağlamaz.

 

Bu dokuz ayın özellikle son 3-4 ayında daha önce farketmediğim bir yüzüyle tanıştım New Yorklu’nun. Metroda her yaştan insan yer verdi bana. Caddeleri geçerken yolun ortasında kırmızı ışığa takılıverirsem bütün otomobillerin, kamyonetlerin ve hatta taksilerle otobüslerin durup yol verdiklerini şaşkınlıkla gördüm. Mağazalarda kapılar açıldı, tuvalet sıralarında öncelik tanındı. Tanımadığım insanlar gülümseyerek doğumun ne zaman olduğunu sordular otobüs duraklarında. Bebek doğdu, rüya sona erdi. İnsanın karnına yastık bağlayıp dolaşası geliyor!

 

Şimdi bütün ilgi oğluma toplanmış durumda: sokakta cinsiyeti, yaşı, adı sorulmadan iki adım atmak olanaksız. Yine kapılar açılıyor, yer veriliyor ama artık onun şerefine. Sokağa çıkarken bebeği almak için kocam ve benim birbirimizle yarışmamızın sebebi heryerde  gülümseyen yüzler olmalı. New York herkesin selamlaştığı, tatlı sözler sarfettiği, kibar davrandığı kocaman bir köye dönüştü bebeğimiz sayesinde.

 

Bu restoranda yemeli: Gus Poulos 1926’da Florida’ya tatile gitmiş ve evine bir araba dolusu papaya, portakal, mango, greyfurt, muz ve hindistancevizi ve bir de iş kurma hayaliyle dönmüş. Ama ne zaman ki küçük restoranlarında sosisli sandöviç satmaya karar vermiş, o zaman New York’un yemek tarihine adını yazdırmış. Papaya King o gün bu gündür New York’un en iyi sosislisini satıyor. Küçümsenecek bir başarı değil, ne de olsa sosis bu şehrin mahalli yemeklerinden sayılıyor. Siz siz olun, hot sausage (hat sosıc) cinsinden ısmarlayın. Yanında da papaya shake (şeyk) içmeyi unutmayın.

 

Seçmece Sanat:  Cehaletimi ve önyargılarımı mazur görün. Asia Societ’nin düzenlediği ve Çinli sanatçıların katıldığı fotoğraf sergisine giderken iyi birşey göreceğime dair pek ümidim yoktu. Kominist ve baskıcı bir rejimin sanatçılarından zekayı kışkırtacak eser çıkmaz diye düşünmüştüm. Yanılmışım. Kimi sosyal hayatı eleştiren, kimi salt sanat için yaratılmış birbirinden kaliteli fotoğraflarla karşılaştım.

 

Sahne Tozu: Bug (Böcek) dayakçı erkek arkadaşından kaçan genç bir kadın ile Irak Savaşı’nda içine böcekler yerleştirildiğine inanan paranoid bir askerin hüzünlü ve şüphe dolu son günlerini anlatıyor. Konusu ilgi çekici olmakla beraber, ucuz bütçeli, tek kameralı ve klişe dolu bir Hollywood filmini andıran bu oyun için koparılan gürültüyü anlayamadım doğrusu. Ben seyrettiğimde henüz ufak bir tiyatro salonunda seyirci bulmak için bocalayan  oyun, ufak adımlarla Broadway’e giden yolu tutmuş durumda. Oyuncuların değiştirileceği söyleniyor, şimdikiler Broadway’ın abartılı sahnesi için ufak kalmış olmalılar. Güncel konusu ve ekonomik üç oyuncu kadrosuyla uzun yıllar oynayacağını tahmin ediyorum.

Tags: New York Günlükleri

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment