Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Tavamın Hikayesi

December 1st, 2006 · 1 Comment

Kafasını yemek yapmaya takmış, mutluluğu mutfağında bulan, dökümanter film seyrederken bile bu adamlar ne yiyor diye televizyonun dibine giren biri olarak yıllarca yemek maceralarıma en uygun tencere tavayı aradım. Benim mutfağımdan geçmeyen teknoloji yok. Mikrodalga garajda toz tutmakla meşgul ama her yeni çıkan tencere teknolojisini yakından takip ettim. Elimden sirküler oyuklular, porselen dipliler, uzay biliminin en son üretimi teflonlar geçti. Paslanmaz çeliklerden ve bakırlardan bahsetmiyorum bile. Ve tabii süper star şeflerin kullandıkları “uygun” fiyatlı Porshe otomobil değerinde “uygunsuz” kalitede ıvır zıvırlardan da bahsetmiyorum. Hepsinin bir defosu çıktı ortaya zamanla. Yapışmaz denilenleri saatlerce ovaladım, tuhaf boyamsı maddeler zamanla soyulup soyulup yemeklerimde belirmeye başladı, tencerelerimin renkleri kaçtı, ışıltıları söndü. Velhasıl, mağazaların tencere tava bölümleriyle aşk-nefret ilişkisi yaşamaktan bana gına geldi.

Sonunda oturdum internetin başına, işe en başından başladım. Okuma yazmayı yeniden öğrenmek gibi, bu işin, yemek pişirme işinin en iyi nasıl bir aletle başarılabileceğini öğrenmek için araştırmaya, okumaya başladım. İsteklerim çok basitti: sağlığa uygun, sağlam, yemeklerimi yakmadan ve sulandırmadan pişirecek bir tencere. Abartmadan yüzlerce siteye girip insanların düşüncelerini okudum diyebilirim.Herkesin bir favorisi vardı doğal olarak. Ama bir tek metal vardı ki, hiç kuşkusuz yemek pişirme konusunda ciddi olan herkesin anlaştığı noktaydı: demir. Demiri sıcakken kalıplara döküyorlar ve ortaya siyah bir tencere çıkıyor. Tencere ağır, tutacak yerleri ve kapağı ateşin üzerinde ısınıyor, bezsiz tutmaya imkan yok. Ancak demir öyle bir metal ki, ateşin üstünde oturuyor, fırına giriyor, yavaş ısınıyor ama yavaş soğuyor, ısıyı eş dağıtıyor ve iyi bakılırsa yıllar geçtikçe daha da iyi pişiriyor. Ömür boyu garantisi var. Kırmak, parçalamak, bozmak, çizmek imkansız gibi birşey!

İlk demir dökümüm bir tavaydı. Kenarları yüksek, büyükçe bir tava. Elime geçen elmas yüzükmüş gibi sevindim. Özenle ilk yapılması gerekenleri yaptım: Tavayı ısıt, sıvı yağ ile sıva, kısık ateşte yarım saat bırak. İçindeki yağı kağıt peçeteyle biraz sil, soğuyunca kaldır. İşte bu kadar. Tava, simsiyah ışıldıyordu. İlk ne pişirsem içinde diye düşüne düşüne üzerine titredim. Çocuğa alınmış bayramlık ayakkabılar gibi! Bir çeşit mısır ekmeği pişirmiştim içinde. Sonra sabun ve suyla yıka. Orta ateşin üstüne koy, içi kuruyunca sıvı yağla sıva, üç dakika ateşte bırak ve sonra altını kapat. Soğuyunca kaldır. Bir çeşit ibadet gibi birşeydi benim için. Zaman geçti. Taşınırken bütün mutfak eşyalarımı kaldırdım, bir tek tavayla bir hafta üç öğün yemek pişirdim!

Tavamla başbaşa yeterince zaman geçirip, üstünlüğüne iyice ikna olduktan sonra bir gün evdeki bütün tencere ve tavaları çöpe attım. Yerlerine dört tane çeşitli boylarda tencere ve bir küçük tava aldım. Evimdeki bütün tencere, tavalar siyah demir döküm. Hepsi ağır, elinizi dikkatsizce uzatıverirseniz acımadan kabartıveriyorlar. Pişirdikten sonra gerekli işlemleri yapmam gerekiyor, yoksa oksitleniyorlar. (Sağlığa bir zararı yok ama yemekler ıspanak tadında oluyor ve renkleri kararıyor.) Ama o törenler bile hoşuma gidiyor. Bana iyi yemek pişiren bir alete teşekkür ediyormuşum gibi hissediyorum kendimi! Benim ömrüm boyunca dayanacakları kesin, sonra ilgilenen, onlara benim gibi özenle bakmak isteyecek biri alıp götürür evine. Belki oradan da başka eve giderler. Çöpe atılamayacak kadar karakterli bu tencereler ve tavalar. Kim bilir kimlerin yemeklerini pişirecekler.

Tags: Lezzet/ Peynir Gemisi

1 response so far ↓

  • 1 semsa denizsel // Jan 19, 2010 at 10:48 am

    Ben hala annemin tavalarını kullanıyorum. Sizinkilere de inşallah uzun ömürler, kıymetini bilecek kulanıcılar temenni ediyorum.

Leave a Comment