Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Tehlikeden Uzakta:

March 1st, 2007 · No Comments

Geçenlerde arkadaşların evinin bahçesinin dış duvarına birileri bir çetenin sembolünü sprey boyayla çizmişler. Çok üzücü ve biraz da korkutucu tabii. Ama oturdukları semtte, daha doğrusu sokakta olmayacak şey değil. Los Angeles tuhaf bir şehir. New York’ta gecenin bir saatinde girilmeyecek semtleri bilirdik. Burada öyle değil. Bir sokak iyi, bir sokak kötü. Nerede neyle karşılaşacağınız belli değil. Arkadaşlarımın oturduğu semt, eskiden çetelerin  kol gezdiği, geceleri sokaklarında tabanca seslerinin eksik olmadığı bir yer. Ama üç dört senedir sanatçılar, bohemler  ucuz evlere göz diktiler. Kiralar yükselmeye başladı. Ama yerinden oynamayı reddeden ev sahipleri var.  Ve yerinden oynamayı reddeden çeteler.  Bunların kalıntısı, duvarı sprey boyayla kirletenler. Hala buradayız der gibi, bölgeye olabildiğince asılıyorlar.

Mahallenin eski halinden kalma, çetelerden terk, yaşı artık kırka dayanmış ahalisi, sabah uyanınca arkadaşlarımın duvarında gördükleri manzaraya çok üzülerek yardım etme teklifinde bulunmuşlar. Önce belediyeye haber verilmiş, sonra ellerinde fırça, boyaların üstünden geçmişler. Birkaç saat sonra belediyenin görevlileri duvarı beyaz sprey boyayla boyamış. Şimdi kat kat boyalar kabuk  tutmuş yara gibi duruyor  duvarda. Belediye işçilerinin dediğine göre, kirletilen yer hemen badanayla kapatılırsa, ressam (!) emeğine acıyor ve bir daha o duvara yanaşmıyormuş. Yani eğer tahminler doğruysa, arkadaşlarımın duvarı artık uygunsuz bir tuval. Ne kadar doğru, göreceğiz.

Benim yaşadığım semt ise çok farklı. Los Angeles’ın en civcivli yerlerinden biraz uzakta. Dağların eteğinde. Noel kartlarından fırlamış sanabilirsiniz. Hemen hemen herkesin birbirini tanıdığı, sokakları güzelleşsin diye uğraştığı, eski Amerikan değerlerinin hala ayakta olduğu, baharda sokaklarında komşuların toplaşıp parti verdiği bir yer. Noel’de, Cadılar Bayramı’nda Los Angeles’ın dört bir yanından, benim yaşadığım yerdeki süslemeleri görmeye geliyorlar. Böyle bir yer, ama geçen gün bir genç, bir başka gençle çocuk parkında, güpegündüz kavgaya tutuşmuş. Saldırgan, diğerinin başından bir şişe soda boşaltmış. Hıncını alamamış olmalı ki, evine gitmiş, eline falçata geçirip geri dönmüş. Hasmını yakalayıp bir sürü yerinden bıçaklamış. Bütün bunlar benim semtimde, çocuk parkında, saat beşte olmuş. Polis saldırganı yakalamış, tutuklamış. Hakim bir milyon Dolar koymuş kefaletine. Aile derhal ödemiş. Evine yollamışlar. Evine varır varmaz internetteki blogunun başına geçmiş. İğrenç şeyler yazmış. Sonra onları silmiş (herhalde ailesi silmiştir), özür dileyen birşeyler karalamış. O arada yazdığı iki paralık şeyleri bilgisayarlarına kaydedenler olmuş. Kayıtları polise vermişler.

Kavgada ne yaptığını bilemeyip kötü şeyler yapmak başka ama evine gidip silahlanıp geri dönmek başka. Ben bu çocuğun annesi olsam, hapisten çıkartmak için uğraşır mıydım diye düşünüyorum birkaç gündür. Çıkartmazdım demek kolay geliyor, onun annesi de bir zamanlar öyle demiştir mutlaka. Hayat çok karmaşık, insanın karşısına ne zaman ne çıkacağı belli olmuyor. Los Angeles’ın sokakları gibi.

Bu restoranda yemeli: Monterey Park, Los Angeles’a çok yakın bir şehir. Los Angeles İstanbul olsa, Monterey Park Tuzla gibi birşey olurdu herhalde. Bu pek önemsiz, karaktersiz şehirde çok önemli birşeyler oluyor: restoranlar. Monterey Park, birbirinden iyi Çin restoranlarıyla dolu. Sadece Çin değil, Çin’in küçük bir bolgesinin, minicik bir şehrinin özel yemeklerini bulabileceğiniz restoranlar var burada. Ve bir de Little Sheep adlı, çok özel bir Moğol restoranı var. Daha kapısından içeri girer girmez, farklı birşeyler olduğu anlaşılıyor, çünkü hiç tanımadığınız halde ağzınızın suyunu akıtan çeşit çeşit kokular yayılıyor ortaya. Pişirdikleri tek şey ise çorba. İçi baharatlı bir çeşit et suyunu, masanın ortasındaki kocaman boşluğa yerleştiriyorlar. Çorbanın konulduğu küçük kazan boyundaki tencerenin ortasında bölme var. Çorbanın yarısı acılı, yarısı acısız. Altındaki gaz ocağını yakıyorlar. Çorba fokurdamaya başlıyor. Sonra bir kağıt veriyorlar elinize. Çorbanın içine eklemek istediklerinizin yanına bir işaret koyuyorsunuz: kuzu eti, pirinç makarnası, incecik dilimlenmiş turp, patates, lahana, minik mantılar… Bunların hepsi çiğ geliyor ve siz istedikçe homurdanarak kaynayan çorbanın içine atıyorsunuz. Çorbayı kaselerde, içine attıklarınızı ara sıra toplayarak tabaklarda yiyorsunuz.  Büyük ihtimalle restoranda Moğol olmayan tek masa sizinki. Herkes çorbanın acısını nasıl kaldırdığınızı, oğlunuzun herşeyi nasıl iştahla mideye indirdiğini  zevkle ama gözünün ucuyla size güya çaktırmadan seyrediyor. Her gittiğimizde bize böyle oluyor. Little Sheep, 120 S Atlantic Blvd. Monterey Park

Tags: Elele/ Los Angeles'dan Mektuplar

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment