Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Tuz

November 13th, 2012 · No Comments

 

Çok eskiden bir film seyretmiştim; tuz gölünden tuz taşıyan Hintli köylülerin zavallı halleriyle ilgiliydi. O zaman öğrendim ki benim yumurtama düşünmeden sallayıverdiğim tuzluğun içini doldurmak için ayakları cılk yara olan fukaralar varmış bu dünyada.

Çocukken herşey şaşkınlık veriyor ama meğer tuz bir çeşit kaya imiş, taş imiş, öğrenip nasıl afalladığımı çok iyi hatırlıyorum! Hele keçiler tuzlu kaya yalamayı çok severlermiş, onu da yemeğime tuzu basarken , bana “Ne o? Keçi gibisin yahu!” diyen birinden öğrenmiştim.

Bir zamandır orijinal tuz modası var Amerika’da. Benim bildiğim bir beyaz tuz idi. O da Türkiye’dekinden farklı, daha az keskin. Bunu öğrenmem diğer bilgileri öğrenmem kadar eğlenceli olmamıştı. Amerika’da elim alışmış, Türkiye’de babamlara bir yoğurtlu makarna yapayım dedim ki o da nesi! Tuzdan yenmiyor! Sanki tuza yoğurt eklemişim! Meğer unutmuşum ben vatanımın tuzunu! Ne kadar keskin olduğu çıkmış aklımdan. Ama Tuz Baharı mı desek, tuz modası mı, şimdilerde Amerika’da bir tuz çeşitleri var ki, Türkiye’deki mütevazı tuzla karıştırmak mümkün değil. Pembe, siyah, mor, iri, ufacık, gümüşi, pırıl pırıl kristaller! Kimi Hindistan’dan, kimi Himalayalardan getirmiş, ufak kutucuklara koymuş, tatları farklı tuzları satıyorlar. Sadece keskinlikte değil tat farkı- her ne kadar tuz dediğimiz şey sonuçta bir mineral ise de, nereden geldiğine göre, tadında farklılıklar oluyor. İmkanı olan yemekseverlere tavsiyem, böyle farklı bölgelerden toplanmış tuzlardan birkaç çeşit edinip, yemeklerin üzerine serpmeden, minik kaşıklarla tatmak ve farklarını anlamaya çalışmak. Bu tecrübeden sonra, bir daha tuz deyip geçemeyeceksiniz!

Dünya yüzünde insan yaratığının başka yaratıklardan daha başarılı olmasının ve hakimiyetinin sebeplerinde biri, tuzun et üzerindeki koruyucu özelliğini keşfetmiş olması. Binlerce yıldır et saklamak için kullanıyoruz tuzu. Tuz olmasa, et- balık tuzlanamasa, zor zamanlarda heba olup giderdi topluluklar. Bilinen en eski tuz madeni, Milattan Önce 6000’li yıllarda kullanıldığı anlaşılan, Romanya’da bir tarihi maden. Bu insanların kalıntılarından anlıyoruz ki, sadece madenden tuz çıkartmakla yetinmemişler, tuzlu suyu kaynatıp da tuz edinmeyi biliyorlarmış. Mısırlılar Fenikeliler’e tuz satar, karşılığında tuzlanmış balık alırlarmış. Mezarlarında ölülere, içinde tuz olan kaplar bırakmışlar ki, vefat eden diğer dünyada zorluk çekmesin, tuzsuz kalmasın.

Keltler, eski Yunan ve Roma milletlerine tuz sağlar ve karşılığında lüks eşya ve yiyecekler alırlarmış. İngilizce salary, maaş demektir ve Latince tuz kelimesinden gelir. Zamanında Romalılar, askerlerine tuzla ödeme yaparlarmış, oradan kalma bir kelimedir. Türkçe’de de kullanılan salata kelimesi, “tuzlanmış” demektir. Romalılar’ın yeşil yaprakları tuzlayarak yeme geleneğinden.

Hindistan’ın bağımsızlık hareketini başlatan Mahatma Gandi, ilk pasif protestosunu, İngilizler’e karşı tuz eylemi yaparak başlatmıştı. Çok dokunaklı ve ürpertici bir protestodur. İngilizler, Hintliler’in kendi göllerinden tuz çıkartmalarına izin vermiyorlar, kurdukları şirketler aracılığıyla halka satıyorlardı. Gandi, bölgedeki köylülerle birlikte tuz yapmaya girişmiş, milyonlarca Hintli’yi harekete geçirmiş, binlerce insan dayak yemiş, hırpalanmış, 80bin kişi tutuklanmış (Seksenbin! Dile kolay.) ama sonunda direnişi kıramayan İngilizler geri çekilmiş ve bu da bağımsızlık çabasının dönüm noktası olmuştu.

 

Bugün, özellikle geri kalmış ve gelişmekte olan ülkelerde, herkesin tuz kullanacak kadar maddi gücü olduğu  düşünülerek, tuzun içine bazı faydalı maddeler koyuyorlar. Mesela zeka geriliğini önleyen iyot, kemikleri güçlendiren flor, kansızlığa deva demir. Tuzun fazlasının da, hiç olmamasının da zararlı olduğu biliniyor. Ama insan tabiatı öyle birşey ki, illa aşırı gidecek! Ya tuzlama yapacak yemeğini, ya da tuzu öcü gibi gösterecek. Orta yolu tutturmak hani neredeyse doğamıza karşı bir hayal! Zararı, faydası bir yana, tuzsuz yumurtayı düşünemiyorum ben! Tuza batrılmış kuru soğan gibisi var mı? Kurabiye hamuruna bile bir çimdik tuz atarız ki, diğer tatlar canlansın, yüzlerine renk gelsin.

Tevrat’taki bir hikaye anlatır: Sodom ve Gomorra adlı günahkar şehirlerden uzaklaşırken, asla arkasına bakmaması tembihlenen Lot’un karısı, içindeki meraka yenilmiş de, gözümün ucuyla ne oluyor diye bakayım demesiyle, tuzdan kayaya dönüşmesi bir olmuş! Tuzluğunu durdurmasını bilmeyenlere, doktor ihtarı gibi birşey! Ama yine kutsal kitapların bazı yerlerinde, bir tutam tuz ile, güzel sohbetin benzerliklerinden bahsedilir. Öyle de sevilesi, üstüne titrenesi bir hazdır tuz. Demek herşeyde olduğu gibi, tuzda da orta yolu bulup, dünya nimetlerinden payımızı alabileceğiz. Dünya üzerindeki binlerce yıllık maceramızda, bazen vazgeçilmez yoldaşımız tuz sayesinde hayatta kalabildiğimizi unutmadan.

Tags: Lezzet/ Peynir Gemisi

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment