Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Uzaklardan Bakış :

October 8th, 2008 · No Comments

Los Angeles’dan mektup yazacağım, iyi güzel de, geçtiğimiz ay değil Los Angeles’da, Amerika’da bile değildim ki! Türkiye’de, tatil yapıyordum. Eh, olmadığım yerlerden ahkam kesmek bana yakışmaz, bu ay Los Angeles’dan bahsetmeyeyim ama İstanbul’dayken bile gözümü alamadığım Amerikan Başkanlık seçimi yarışlarını uzun uzun yazabilirim. Hele yarışın başrollerine oturan kadınlardan ne kadar bahsetsem azdır!

İnkar edemem; Bush’un altında bir kötü maceradan diğerine sürüklenen, dünyada sevilmeyen ülkeler listesinin başından inmeyen bir memlekette yaşamak kolay değil. İnsanın ekmeğini yese de, yanlışlıklarını gördüğü bir ülkede yaşaması başka şey, ülkenin kendi düşünceleri doğrultusundan toptan saptığını seyretmek ve elden de birşey gelmemek bambaşka şey. Ne kadar uğraşsam da Cumhuriyetçiler’in bir tek fikri ile anlaşamazken, bir de böylesine fanatik bir adamın başkanlığı altında yıllar geçirmek, benim için tahmin edersiniz ki işkence gibi birşey. Şimdi ümidimi Obama’ya bağlamış durumdayım.

Gelecek seçimler kadınların sözünü geçirdiği seçimler. Cumhuriyetçi başkan adayının yardımcısı da bol çocuklu bir kadın. Obama, Mrs. Clinton’u yardımcı olarak seçmedi ama hala desteğine çok ihtiyacı var. Amerika’da kadınların oyları, ülkenin kaderini değiştirecek güçte.

Bütün bu politik konuların dışında, geçen seçimlerde iç karartan bir dolu yumuk adamdan sonra, Obama görüntü olarak da hepimizin içini açtı. Ne yalan söyleyeyim? Allah için çok yakışıklı adam! Giydiği yakışıyor, halleri hareketleri “karizmatik”. Karısı da belki erkeklerin hayallerini süsleyecek kadar güzel değil ama kütüphaneci Bayan Bush’a göre çok daha çekici. Hele çocuklarını da etraflarına toparlayınca, çok güzel bir aile resmi veriyorlar. Cumhuriyetçi aday, McCain’in yardıcısı da fena kadın değil. Üstelik bir de Brezilya dizilerine yakışır bir hikayesi var: 16 yaşındaki kızının, erkek arkadaşından hamile kaldığı açıklandı. Erkek arkadaşın kısa bir süre içinde nikah kıyacağı tahmin ediliyor. Bu kadar da değil; başkan yardımcısı adayımızın birkaç ay önce dünyaya getirdiği Down Sendromlu bebeğin de aslında kzına ait olduğu dedikodusu dolanıyor.

Ayrıca, Hanımefendi’nin düşmanı olmanın da pahalıya patladığı söyleniyor. Kızkardeşinin boşanması sarpa sarınca, kadının eniştesini işten attırdığına dair söylentiler var. Bütün bunların yanında, Obama takımı sütten çıkmış ak kaşık. Annesi beyaz, babası üniversite profesörü bir zenci olan Obama, çocukluğundan beri hırsla okumuş, yolunu başarıya ulaşacak şekilde seçmiş. Yardımcısı hayatını devlete hizmetle geçirmiş, karısını çok genç yaşta kaybetmiş. Obama’nın karısı başarılı, atletik.

Yine mi politika içine düştüm? Pardon. Oysa ki Bayan Obama’nın kıyafetlerinin ciddi moda yazarları tarafından pek beğenildiğini de yazmalıyım. Ne de olsa, bir insanın insan içine ne kıyafetle çıktığı, o insan hakkında pekçok ipucu verir. Bayan Obama, cüretli renkler, kesimler seçerken, plastik takılar takacak kadar da kendine güvenli. Ama saçlarını düzleştirerek, hepten de başkaldırmadığını belli ediyor. Bu aile zenci bir aile midir? Bence hayır. Eğitim ve yüksek zeka düzeyi, bu aileyi herhangi bir zenci ailesi yapmaktan ötelere götürüyor, modern ve entellektüel bir Amerikan ailesi yapıyor. Kıyafetleriyle, politik görüşleriyle ve hatta yeme içmeleriyle örnek bir aile. Duyduğum kadarıyla evlerine beyaz şeker, beyaz un sokmuyorlarmış. Buzdolapları sağlıklı yiyeceklerle doluymuş. Obama, “en kötü alışkanlığım” dediği sigarayı içmemek için kolunda nikotin bandajı ile dolaşıyormuş. Zaten, seçim gezilerinde strese girdikçe yakınlarıyla basket attığı biliniyor. Çocukken tombiş olan, uzun zamandır da yüksek stress içinde yaşayan bir adam ve hayatı koşturmakla geçen, “first family” olmaya hazırlanan bir aile için hiç fena değil!

Bu restoranda yemeli: Dedim ya, geçen ayımı Türkiye’de geçirdim. Türk yemeklerinden fazlaca özlediklerim olduğunu söyleyemem. Los Angeles’ın yoğun Ermeni topluluğu, pastırmadan içli köfteye kadar, bütün ihtiyaçlarımı karşılıyor gibi. Amerikan Doları’nın bütün paralara karşı güç kaybetmiş olması da Türkiye’de lüks restoranlara sıradan birşeymiş gibi gidiverebilmemin sonunu getirdi. Zaten normal lokantalar bile Amerika’daki lokantalardan pahalı olmuş. Ancak genel olarak, restoranlarda servis edilen yemeklerde büyük bir kalite düşüşü olduğunu hayretle gözlemledim. Doğru dürüst bir kebap yemek için bile ava çıkmak gerekiyor. Oysa Amerika’da, aşağı yukarı bir kaliteye alışmışım. En döküntü, tahta masa tahta iskemle restoranlarda, belli bir lezzette, oldukça ucuza yemek mümkün. Üstüne bir de servis bozuklukları, fazladan şişe suyu getirmek gibi basit numaralarla kazık atılmak da eklenince, tatil boyunca sinirlerimi oynatmamak için, yemeklerimin çoğunu evde yedim.

Tags: Elele/ Los Angeles'dan Mektuplar

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment