Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Yangın var! Ben bunu daha önce….

June 3rd, 2008 · No Comments

Yangın var! Ben bunu daha önce de yazmamış miydim burada? Geçen sene, bu aylarda??? California’nın yangınları meşhur, doğal afet sayılıyor. Yani, “doğal”afetten sayılıyor. Yaz geliyor, rüzgarlar başlıyor ve haydi çocuklar, yangın zamani! Ama bu sefer çok yakınımızda başladı. Bu yazıyı sizin okumanızdan haftalar önce yazıyorum ya, henüz siz okurken bileceğim şeyleri bilmiyorum! Yani acaba bizim ev yandı mı mesela? Dün öğlen, sırtımızı dayadığımız döğal parkın olduğu dağlarda çıkmış. Yüzelli evi boşalttılar. Yavaş yavaş bizim eve döğru iniyor. Birkaç sokak yanımızdan sonra girişleri kapattılar. 2-3 gün daha kontrol altına alamayacaklar. Ama etrafını çevirmeye çalışıyorlar. Bakalım bu sefer de kurtaracak mıyız paçayı? Binbeşyüz kişi evini boşaltmak zorunda kaldı. Bizim bir sokak üstümüzde hayaletler dolaşıyor. Ama yangının güneye inişini kesmişler. Sanırım (şimdilik öyle görünüyor ki) bu sefer de yırttık. 400 itfaiyeci, iki helikopter, 24 saat çalışıyorlar. Yüzde 5ini söndürmüşler. Yaklaşık 162 hektar alan. Bu sefer yangının döğal olarak çıkmadığı tahmin ediliyor. İnsan hatası olmalı. Gördünüz mü? İnsanın geleceğini okuması belki budur. Sizinle birlikte, Elele’de ben de başımıza neler geldiğini öğreneceğim. Doğrusu, korkum yok. Kocam, oğlum, kedilerimle birlikte, sağ salimim. Gerisi hiç önemli değil.

Aslında Los Angeles’ı ziyarete gelen birisi nereye götürülür, onu yazacaktım bu ay. Ama şimdi helikopterlerin gurultusunu dinlerken, bir de camdan her bakışımda küllerle kaplanmış araba, bitkiler… Ne bileyim? İnsanın dikkati mı dağılıyor, nedir? Aylık dergiye gündelik yazı yazılmaz ama bu ani aylık dergide dondurmak da bir yeni deneyim benim için. Önümüzdeki ay, eğer sağ salım kalmış isek, başımızı sokacak da bir evimiz, hala var işe, yeni bir yazı yazacağım. O zaman yazarım Los Angeles’da turist nereye götürülür, nasıl gezdirilir diye. Yok, evim kül olmuşsa, gidip bir internet kafesi bulmam gerekir. Çadırdaki hayatımı anlatırım sizlere! Yanmış evimin yıkıntılarında bulduğum resimlerden filan bahsederim herhalde. Çünkü kararlıyım, oğlanla kedilerden başka birşey toplamayacağım evi terketmek gerekirse. Neden? Çünkü hangi bir anıyı toparlayayım? Her eşya biryerlerden, birşeyler anısına alınmış. Boşveriniz! Biz yeni anılar yaşar, yeni şeyler alırız. Zaten birşey de olmayacak, görürsünüz. Önümüzdeki ay, yine bildiğiniz ben, bildiğiniz köşeden Los Angeles’dan birşeylerin ahkamını keseceğim. Hepinize sevgiler, Sevgili Okuyucularım!

(Bu bölümü son anda toparlayıp yazıyorum, Sevgili Eleleciler! Polis evden çıkmamızı istiyor, biz, evsahibimiz ve birkaç daha komşumuz çıkmamak için direniyoruz şimdilik. Çünkü bir kere çıktık mi, sonra dönmemiz günler alacak. Alevler buraya ulaşırsa, çıkacağız tabii. Umarım ben bu yazımı basılmış halde okurken, evimde, bildiğim eşyalarımın arasında ölürüm. Umarım yangın herşeyi yalayıp yutmamıştır. Yine de, daha önce yazdığım gibi, bütün aile sağ sağlam bir aradaysa, pek de önemi yok sandalyenin, masanın.)

Seçmece Sanat: Getty Villa, Malibu sahilinde, kendininefis bir okyanuz manzarası karşısında bir tepeye oturtmuş, uydur kaydır bir İtalyan villa bozuntusu. Villayı, Antik İtalyan villalarından özenerek, bindokuzyüzseksenli yıllarda inşaa etmişler[1] öyle felaket birşey çıkmış ki ortaya, hiç kimse yanına yaklaşmamıs. Sonradan milyonlarca Dolar harcayarak, antik sanatlar müzesine çevirdiler. Villa dediğim[1] öyle bildiğiniz gibi birşey değil, çok büyük ve dağınık binalar topluluğu. Bazı bölümleri şimdi çok zevkli, itiraf etmeliyim. Biraz da, ben antik eserlere düşkün olduğum için sanırım, göze batan yerleri de görmezden geliyorum herhalde.

Getty Villa’nin son zamanlarda başına gelenler, çalınmış tavuğun başına gelmemiştir herhalde! Müzenin bulundurduğu antik eserlerin çoğunun çalıntı, bazısının da taklit olduğuna dair şüpheler var. Polis, tabii taklitle ilgilenmiyor. O, müzenin ve ziyaretçilerinin endişeleneceği birşey. Ama İtalyan ve Yunan hükümetleri, Amerikan hükümetini, müze üzerinde araştırma yapmaya davet etti. Ayrıca kendi başlarına yasal işlemler başlattılar. Bir zamanlar müzenin yerlere göklere koyamadığı yöneticisi istifaya zorlandı. Böylece, sanırım, müze üzerindeki sorumluluğu atmaya çalışıyor. Ama beyhude! Daha hukuk savaşı bitmeden birkaç çok değerli eseri geri vermek zorunda bırakıldılar. Bir 10 yıl içinde, müzenin sergileyecek eseri kalır mi, bilmem!

Sahne Tozu: Kendimi öyle bir belaya soktum, başıma öyle bir iş açtım ki, Sevgili Okuyucular, örtünüz de ölem! Pasadena Konservatuvarı adında köklü bir müzik konservatuvarı, sadece üyelerine ve sponsorlarına bir dizi konser serisi hazırlamak istemi;. Toplam 5 konser, her hafta. Operalardan değil ama sanat şarkıları da denilen bir çeşit şarkılar konseri olacak. Bana teklif gelince, sanki yazılacak yazıları, bakılacak çocuğu ve üstelik bir ay sonra büyük bir resitali olan ben değilmişim gibi, kabul ettim! Şimdi, başını tam çıkarıp nefes alırken yeni bir dalganın altında kalan yüzücüler gibi, konserler serisi ile boğuşmaktayım. Siz bu yazıyı okuduğunuzda, yangın gibi, bu konserler de sona ermiş olacaklar. Yazıyı yazarken iki konseri geride bırakmıştım. Elde var… Düşünmek bile istemiyorum! Bu da böyle, Los Angeles’la ilgili olmaktan çok, Los Angeles’da yaşayan Türk bir kadının kaotik hayatıyla ilgili bir yazı olsun.

Tags: Elele/ Los Angeles'dan Mektuplar

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment