Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Yanıyoruz

November 20th, 2007 · No Comments

Bana her üç haftada bir, kısa bir haftasonu tatiline çıkmazsam bir haller oluyor.  Kaşıntılar tutuyor, kızarıklıklar, döküntüler basıyor. Kısacası sıkılıyorum. Eskiden, New York’ta yaşarken kaşıntılarıma merhem olacak ilacı bulamıyordum. Sebebi basit: otomobilimiz yoktu! New York harika, olağanüstü, fevkalade bir şehir ama benim gibi sıkıntılı bir hatun için bazen dört duvarı yüksek kale gibi geliyordu. Los Angeles ise bambaşka karakterde. Amerika büyük, mesafeler uzak ama arabaya atladım mı uzaklaşabiliyorum evimden.

Bu kısa haftasonu gezilerinde en sık yaptığımız şey, bagaja piknik ihtiyaçlarımızı doldurup, iki günlüğüne üzüm bağları dolaşmak, şarap tatmak, içmek, yemek. Geçen hafta yine doldurduk çıkınımızı, yola çıktık. Yol üstünde birkaç bit pazarı, iki müze, iki plaj, en az on tane antikacı… Ne yalan söyleyeyim, harika zaman geçirdik. Geriye dönme vakti geldiğinde karnım tok, sırtım pek, sıkıntılarım, kaşıntılarım geçmiş, suratımda kocaman bir sırıtışla koltuğuma kurulmuştum. Ancak o ne? Eve dönüş yolu bu dünyaya ait değil! Mars’a mı indik? Bu nedir böyle demeye kalmadan radyodan kötü haberi aldık: California cayır cayır yanıyordu.

Benim alev filan gördüğüm yok, yolda gidiyoruz, hava saat öğlen ikide karardı, portakal rengine dönüştü. Rüzgar ağaçları yerlere yatırıyor ama havanın kendisi sanki hareket etmiyordu. Bütün otomobiler yavaşladı, tek tarafta okyanusa inen boz tepeler, öbür yanda çivi rengi okyanus ve etrafımızı çevreleyen oranj renk! İnsanın tüyleri diken diken oluyor ama manzaranın güzelliğinden zevk almaktan da geri duramıyor.  Birkaç kilometre sonra hava birden bire açılıverdi, masmavi gökyüzü  demin içinde yüzdüğümüz tuhaf çorbadan çok uzakta, pırıl pırıl başımızın üstünde parlıyordu.

Biz yangın sezonundayız. Bütün yaz kuruyan bitki örtüsü, çölden çıkıp dağlardan inen sıcak ve çılgın rüzgarların etkisiyle birden bire alev alıyor ve önünde durulmaz şekilde yanıyor. Bu sene, her zamankinden daha kötüydü yangın. 8 kişi öldü, yüzlerce kişi yaralandı. Binlerce ev yandı, milyonlarca insan evlerini terkedip spor salonlarında günlerce gecelemek zorunda kaldı. Yangınlardan birini, on yaşında bir bacaksız çıkarmış. Hakkında dava açılacak mı, bilmiyorum. 18 yaşın altındakileri büyük olarak davalara sokan, ölüm cezası bile veren bu barbar ülkeden herşey beklenir.

Evimize döndük, iki gün hava iyiydi. Arkadaşlarımız, bize yirmi dakika uzakta oturanlar dumandan şikayet ediyorlardı ama bize getirmiyordu rüzgar. Üçüncü gün evimizin tepesinde hava renk değiştirdi. Üstümüze portakal rengi pis bir bulut çöktü. Camlarımızı kapayıp sabrettik. Ertesi gün gökyüzü normale dönmüştü.

 

California, doğal afetler eyaleti. Deprem, yangın, çamur selleri, aklınıza ne çeşit afet gelirse burada. Belki güzelliğini ona borçludur. Üzerinde hiç deprem olmayan, mesela Hollanda gibi dümdüz ülkeler yanında inişli çıkışlı dağları, okyanusa yuvarlanan tepeleri ile California muhteşem görünüyor. En iyisi arkanızda yanan evinizin bahçesinde elinize bir kadeh California şarabı alıp manzarayı seyretmek ve Californialılar’a yakışan bir sükunetle herşeyi göğüslemek herhalde!

 

 

Bu restoranda yemeli: Şangay’a gitmedim. Ama bu restorana gittim. Şangay’da ne yediklerini tahmin edebiliyorum. Üç parça tavuk denilen bir yemek yedim ki, onu mu yedim, parmaklarımı mı yedim, belli değil! Çok basit, duru bir deniz ürünleri çorbası içtim ki, duruluğu ve basitliğinin lezzeti tarif edilmez.

 

Sahne tozu: Sir Ian McKellen Yüzüklerin Efendisi, X-Men filan filimlerdeymiş. Benim böyle filmlerle işim yok. Ben kendisini 3. Richard ve Gods and Monsters filmlerinden tanırım. Ve geçen gün aslını sahnede, Çehov’un Martı oyununda seyrettim. Aslında iki oyun birden sergiliyorlar: Kral Lear ve Martı. Ancak ben Lear’a bilet bulamadım, McKellen’in Martı’daki küçük ama etkileyici rolüyle idare ettim. Biraz daha geç kalsam, bunu da seyredemeyecektim. Biletler karaborsaya düşmüşler, bin dolara satılıyorlardı! Ben altmış dolarlık biletimle efendi efendi arkalarda oturup oyunu seyrettim. McKellen’i çok beğendim. Bin dolara da beğenirdim ama herhalde oyunun sonunda o fiyata kendisiyle akşam yemeği yemek isterim diye tuttururdum!

Tags: Elele/ Los Angeles'dan Mektuplar

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment