Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Yemek Hurafeleri

June 18th, 2008 · No Comments

Annemle mutfakta birlikte iş yapmanın en büyük tehlikesi elden ele bıçak geçirirken ortaya çıkar! Bıçağı ya tezgaha bırakmalıyım, ya da en kötü ihtimalle eline verdiysem, bıçağa şöyle bir tü diye tükürüverip kullanmalı. Böyle bıçaklı, tuhaf itikatları olmayan insanlarla bıçak değiş tokuşu genellikle pek bir olaysız geçerken, inananlarla trafik çok daha tehlikeli ve stresli: Aman dikkat! Bıçak geliyor! Şuraya bırak! Yok, olmadı, o zaman elime ver! Tü tü tü tü!!!!

Tabii anneme, burada gayet umumi bir ortamdan faydalanarak takılıyorum. Başka hiçbir batıl itikatı olmayan bu kadın, sanırım eskilerden kalma, iki tarafın anlaşmasıyla da gayet zararsız bir hal alacak bu bıçak dansını tekrarlamaktan zevk alıyor. Bıçak dansının niyeti belli: bıçağın el değiştirirken dikkatin toplanmasını sağlamak. Tükürük ıslak olmasa da olur.

Bir başka kültürde, İngiltere’de yere bıçak düşerse, düşüren yerden almaz. Bir başkası gelene kadar beklenir, ona aldırtılır. Ya sakar birisiyse de yerler bıçak dolarsa? Acaba komşudan mı yardım istenecek?

Yere düşen bıçağa dokunmamanın pratik açıklamasını bilemiyorum. Belki bıçağı düşüren, bir süre bıçak kullanmaya nitelikli sayılmıyor. Başkasını çağırıp, herkesin önünde beceriksizliğinden dolayı utandırılması lazım! Kimbilir?

Tuz dökülürse, döken sağ eliyle bir çimdik tuzu sol omzunun üstünden arkasına atar. Bunun sebebi açık: tuz, çok uzun zaman pahalı, ender ve çok sevilen bir yiyecekti. Dökünce çok pahalı birşeyi dökmüş oluyordunuz. O sebeple bir çimdik tuzu tanrılara hediye etmek, sofraya daha bol tuz sağlanacağının bir garantisi gibiydi.

Çok mantıklı, değil mi? Tamamen uyduruyorum. Ama mantıklı! Gelinle damadın başından serpilen pirinç taneleri de bereketin sağlanması için verilen bir çeşit kurban olduğuna göre, benim tuz açıklamam da pek fena sayılmaz.

Sri Lanka’da, yağda kızarmış yiyecek yendikten sonra su içmeden sokağa fırlarsanız, peşinize kötü ruhlar takılırmış. Sri Lanka’nın sıcağını düşününce, düşünceli bir annenin uydurduğu bir hikaye gibi göründü bana.

Amerika’nın güneyinde, yılbaşında börülce pişirmenin iyi şans getirdiğini söylerler. Börülce fiyatıyla hindi fiyatını karşılaştırınca, iyi şans getirdiğine ben de inanırım!

Çin’de, elinizdeki sopalarla, karşınızdakinin sopalarına yemek geçirmek uğursuzluk sayılır. Sanırım kremasyondan sonraki dini törende elden ele geçirilen kemikleri hatırlattığı için.

Endonezya’da çocuklar çok tavuk kanadı yerlerse, birgün uzaklara seyahat edebileceklerine inanılır. Büyüklerin tavuğun iyi yerlerini yemek için uydurdukları birşey olsa gerek!

Romanya’da, tabağında yemek bırakırsan çirkin kocaya varırsın derler. Bana çocukken, bıraktığın pirinç tanesi kadar çocuğun olur derlerdi. Ben, nasıl olacak da dünyada sadece benim yüzlerce çocuğum olacak diye merak ederdim.

Bir de, Romanya’da birinden aldığınız elma ısırdığınızda bölünüverirse elmayı hemen verene geri iade etmelisiniz derler. Kötü şans getirirmiş. İkram ettiği elma, yarısı ısırılmış halde eline geri tutuşturulan kibar kişinin yüzünün girdiği hali görmek isterdim!

Türkiye’de, balıkla yoğurt yenmez derler. Balık taze değilse yoğurtla birlikte yenince zehirlermiş! İnanış, bazı Yahudiler’in yiyeceklerle ilgili kurallarından geliyor. Tabii, bayat balık yoğurtsuz da zehirler. Yüzlerce kültürün, yüzlerce leziz yoğurtlu balık tarifleri de olduğuna göre, Türkiye’de bol yoğurt yeniliyor ve bol bayat balık satın alınıyor olmalı ki, Osmanlı’nin çok kültürlü yaşayışında bu inanış, bir kültürden diğerine geçerek yer etmiş!

Tags: Lezzet/ Peynir Gemisi

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment