Elif Savas Felsen – Yazilar

Elif Savas Felsen – Yazilar header image 2

Yeni Yılda Sağlık Ve Afiyet

February 2nd, 2011 · No Comments

Çinliler kadar yediğini sağlığıyla alakalandıran millet görmedim ben! Türkler’de de şifalıdır ye demek alışkanlığı vardır. Amerikalılar daha çok bu beni şişmanlatır mı derdinde. Ama Çinliler işi abartmış durumda. Hem her yedikleri iyi midir, ne için iyidir takıntıları var, hem de bunu iyice şişiren reklam şirketleri merakı dibine kadar sağıyorlar. En olmadık şey, mesela sakız markası bile çenenin, sindirimin, dişin, dilin, zihnin neresine iyi gelir, o küçücük paketlere yazmayı başarıyorlar. Üstelik marka isimleri de bu mantaliteye hizmet ediyor: Sağlıklı Sakız, İyi Şans ve Uzun Ömür Çayları, Kuvvetli Bünye Hazır Çorbası. Bir Çin marketi filmlerdeki tuhaf dükkanlardan farksız: geyik boynuzu parçaları, kurutulmuş köpek balığı kıkırdağı, şunun tırnağı, bunun kökü. Büyü malzemesi için ideal! Hepsi sağlık uğruna!

Sağlık için sadece çiğ şeyler yiyenler var dünyada. Ahlaki sebeplerle değil, sağlık sebepleriyle vejeteryan olanlar var. Günlerce sadece çay içenler var. Sadece beyaz yiyenler, sadece acı yiyenler, sadece sıcak yiyenler, sadece soğuk yiyenler, sadece ot yiyenler, sadece et yiyenler! Ben çocukken herşeyi tadıyla, dengesiyle yersem sağlıklı olurum diye öğrenmiştim. Şimdi görüyorum ki insanlar ipin ucunu kaçırıp, sonra da sağlıklarını geri kazanmak için aşırı yöntemlere başvuruyorlar. Yeni birşey değil. İnsanlık kadar eski yemek takıntılar. Oysa ben salondaki masanın üstüne bir kocaman tabak dolusu meyva bıraktım mı, buzdolabında çürüyeceğine daha çok yenip bitirildiğini farkettim: kural: Gözden uzak, gönülden uzak. Regli döneminde kendime işkence edeceğime iki kaşık Nutella yedim mi, moralimin düzeldiğini, keyfimin yerine geldiğini, üstüne üstlük ayda iki kaşık Nutella ile şişmanlamadığımı öğrendim. Karnım mı aç, yoksa ağzım emzik mi istiyor, farkını anlayamadığım zaman su ya da çay ya da kahve içersem, büyük ihtimalle ağzımın yemek değil, emzik aradığını farkettim. Her yemekte masaya meyve koyarsam ve hatta elmayı salataya eklersem, portakalı tabağımın yanına iliştirirsem, yemek sonrası tatlı istemediğimi gördüm. Çok yediğim günler, ertesi gün daha doğru dürüst davranacağıma söz vererek, boşuna kendimden nefret etmemeyi belledim. Ne de olsa aklımın sağlığı, en az vücudumun sağlığı kadar önemli!

Karnım kazındığı zaman, hemen yemek yiyemeyeceksem bir avuç kuru, tuzsuz badem alıp yavaş yavaş, tek tek yiyorum. Hem sağlıklı ve hem de çok leziz! Sabahın köründe çok azıcık birşey yiyebilmişsem eğer, saat ona doğru kendime güzel bir kahvaltı hazırlıyorum. Meyvesi bol, tereyağı az. Ama tereyağı var dikkat ederseniz! Eğer karnım çok kazınırsa elim ayağım titriyor da, önüme ne gelirse yiyorum- ona yemek denmez! Tıkınıyorum! Oysa bir dilim kepekli ekmeğe reçelimi sürüp yedim mi hem kendime geliyorum, gözüm açılıyor, hem de kendimi suçlu hissetmiyorum; çünkü sağlıklı birşey atıştırmış oluyorum. Canımın çok ama çok karbohidrat çektiği günlerde mercimekli, kuru fasulyeli birşeyler pişiriyorum. Ekmek sızlanmam geçiyor! Bir şeyi farkettim: eğer diyet gibi tatsız tuzsuz, yağsız şey yersem hem bütün gün yemek düşünüyorum, hem o uğursuz yemeği çok yiyorum da doymuyorum, hem hayatıma kahrediyorum ve hem de bir fırsatını bulur bulmaz kendimi kaybedip… tıkınıyorum!

Bu Aralık ayında kırk yaşına bastım. Yukarıya sıraladığım şeyleri öğrenmem, hemen hemen 25 yılımı almış! Hala öğrenemediğim, bildiğim halde uygulayamadığım şeyler var. Bir kadının yemeğe karşı aldığı tavırla hayatında tutturduğu yol ne kadar da benzer! Yemekle giriştiğimiz güreş sanki kendimizle ve hayatımızla giriştiğimiz güreş gibi. Bir kadının kendisini öğrenmesi, kendisiyle ateşkese varması, zayıflıklarını görmesi, kabullenmesi, kendi kendisini sevmesi için yıllar ve yıllar geçmesi gerekiyor. Yemekle de olan ilişkisi öyle.  Kendini tahlil etmekten kaçınan kadının yemekle ilişkisinde biraz kontrolü kaybetmişlik oluyor. Kendini çok tahlil edende yemeğin dominant olduğu sado- mazoşist eğilimler var. Hayat bir türlü kendini öğrenmek için çıkılmış yolculuk ise, yemekle olan ilişki de zamanla değişiyor. Düşmanlar barışıyor sanki, hem sağlıklı, hem leziz ve saplantısız bir orta yol bulunmaya çalışılıyor. Aşırı diyetler terkediliyor. Zaten hayatı gözü açık yaşamaya çalışan herkes, hiçbirşeyin beyaz ve siyahtan olmadığını, hayatın nüanslarla dolu olduğunu bilir. Sağlıklı beslenmek, yediğine dikkat etmek de nüanslarla dolu. Aşırıya kaçıldı mı insanın hayatını kontrol altına alan bir diktatör. Yepyeni bir yılın başındayız. Hepinize kendinizle barış içinde yaşadığınız, nüanslar ve siyah ile beyazın tonlarının farkında olduğunuz, sağlıklı ve lezzetli yemeklerle dolu bir yıl diliyorum!

Tags: Lezzet/ Peynir Gemisi

0 responses so far ↓

  • There are no comments yet...Kick things off by filling out the form below.

Leave a Comment